|
|
#1 (permalink) |
|
Delikanlim.Net/Forum
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: 92.226.206.160
Mesajlar: 10.068
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Kadin SagLigi
Bakteriyel Vajinoz Bu terim, normalde vajinal florada yer alan, ancak sayıca artmaları halinde yardımlaşarak vajinada yüzeyel bir inflamasyona yol açan Gardnerella vaginalis, Mobilincus gibi anaerop bakterilerin yol açtığı ortak tablo için kullanılmaktadır.Mikroorganizmalar vajinal epitel hücrelerine invazyon yapmadıkları için, bu tür infeksiyonlara vajinit değil, vajinoz adı verilmiştir. Bakteriyel vaginozlu, G.vaginalis infeksiyonlu hastalarda balık kokusunda süt gibi vajinal akıntı özeldir. Akıntının Gram ile boyanmış preparatlarında epitel hücrelerine yapışmış bol miktarda gram negatif ya da labil kokobasiller, tanısal değere sahiptir (Clue cells=ipucu hücreleri). Mobiluncus’lar ise küçük, gram negatif, virgüle benzer (curve-like) şekilde görülürler. Diğer bir tanı testi, Whiff testidir. Vajinal sekresyona %10 KOH damlatıldığında balık kokusu oluşmasıdır. Bunun nedeni, vajinal sekresyonda bol miktarda bulunan aminlerdir. Vajinozların tedavisinde antianaerop özellikli ilaçlar (metronidazol, tek yüksek doz ya da yedi günlük rutin tedavi) kullanılmalıdır.
__________________
Kimine Göre Forum, Bize Göre AiLe... Yanlis Hayat Dogru Yasanmaz... !
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Delikanlim.Net/Forum
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: 92.226.206.160
Mesajlar: 10.068
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Candida vajiniti
Etken: En sık görülen Candida vajiniti etkeni C.albicans’dır (%90). Normalde ağız, boğaz, barsaklar, vajina ve cilt florasında bulunurlar. Daha az olarak C.tropicalis ve C.glabrata da etken olabilir. Epidemiyoloji: Kandidoz; diyabetiklerde, antibiyotik, kortikosteroid ya da oral kontraseptif kullananlarda, uzun süreli damar içi kateter kullananlar ve gebelerde daha sık görülür. Hücresel immünite kusuru olanlarda ise yaygın olarak kronik mukokutanöz kandidoz oluşur. Fırsatçı patojendirler ve genellikle endojen infeksiyonlara yol açarlar. Ekzojen infeksiyon daha nadir olduğu için bir cinsel temasla bulaşan hastalık olarak kabul edilmemesi eğilimi vardır. Hastalık tabloları: Çoğu vajinitli hastada belirgin bir yakınma yoksa da cinsel ilişki sırasında yanma, kaşıntı, peynirimsi vaginal akıntı, vajinal hiperemi ve ödem görülebilir. Tanı: Vajinal sekresyonun incelenmesi ile konur. Gereğinde %10 KOH ile sellüler elemanlar ortamdan uzaklaştırılarak görülebilmesi sağlanır. Tedavi: Jansiyen moru ile lokal tedavi etkili olmakla birlikte hasta konforu açısından sorunlu bir tedavidir. En kolay ve çok kullanılanı, antifungal (mikonazol, klotrimazol) intravajinal krem ve suppozituvarlardır. Cinsel eşe de lokal tedavi verilmesinin etkinliği tartışmalıdır. Oral tek doz imidazol türevi (ketokonazol, flukonazol) tedavisi de önerilmektedir.
__________________
Kimine Göre Forum, Bize Göre AiLe... Yanlis Hayat Dogru Yasanmaz... !
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Delikanlim.Net/Forum
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: 92.226.206.160
Mesajlar: 10.068
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Kısırlık (kadında)
Kırım-Kongo kanamalı ateşi(KKKA), ilk olarak hastalığın ismini aldığıKırım veKongo’da görülen,virüs denilen mikropların sebep olduğu ölümcül seyredebilen bir hastalıktır. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi, keneler tarafından taşınanNairovirüs isimli bir mikrobiyal etkentarafından neden olunan ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden hayvan kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hâla yüksektir. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Belirtileri; ani başlayan baş ağrısı, kas ağrısı, kırıklık, halsizlik ve belirgin iştahsızlıkla başlar. Bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal gibi şikayetler görülebilir. İlk günlerde, yüzde ve göğüste kızarmalar ile gözlerde kanlanmalar ortaya çıkabilir. Göğüs ve karından başlamak üzere vücuda yayılan küçük nokta şeklindeki kanamalar olabilir ve bu kanamalar büyüyerek vücuda yayılabilir. Burun dişeti kanamaları gibi vücudun değişik yerlerinde kanamalar olabilir. Yukarıda belirtilen bir durum olması halinde kişilerin son iki hafta içinde; 1. Kene ısırması veya kene ile teması varsa, 2. Çalı, çırpı, su kenarları veya gür otların bulunduğu alanlarda piknik amaçlı veya diğer bir sebeple bu alanlara gitmeleri söz konusu ise, 3. Hayvanların kanlarına, vücut sıvılarına veya diğer dokularına temasları var ise, 4. Bu hastalığa yakalanmış kişilerin kan ve vücut sıvılarına bir temasları olmuş ise Kırım-Kongo kanamalı ateşinden şüphe edilmeli ve vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi, Virüs alındıktan sonra genellikle 1-3 günde ortaya çıkar; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir.Hasta insan veya hayvanlar ait kan, vücut sıvıları veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu meydana gelen bulaşmalarda hastalığın belirtilerinin ortaya çıkma süresi 5-6 gündür; bu süre de en fazla 13 gün kadar olabilmektedir. Hastalık çoğunlukla bulaştırıcı kenelerin aktif olduğu bahar ve yaz aylarında ortaya çıkabilmektedir. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi genellikle Afrika, Asya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da görülmektedir. Son yıllarda Kosova, Arnavutluk,İran,Pakistan,Afganistan ve Güney Afrika’da da tek tek vakalara ve salgınlar şeklinde ortaya çıktığı bildirilmiştir. Ülkemiz coğrafik yapısı ve iklimi kenelerin yaşamaları için uygun bir yapıya sahiptir. Bu sebeple hastalık özellikle hayvancılığın yapıldığı, nemin, çalı, çırpılı alanlar ile gür otlakların bulunduğu yerler başta olmak üzere, ülkemizin her yerinde görülebilir. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tedavisi için erken teşhis çok önemlidir.Şüpheli bir durumun bulunması halinde hastanın en yakın sağlık kuruluşuna müracaatı ile teşhis ve tedavi için gerekenler yapılabilmektedir. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinden korunmanın yolları; 1. Hayvanlarda kene mücadelesi yapılması, 2. Hayvan barınakları kenelere karşı ilaçlanmalı, barınakların duvarları sıvanmalı ve badanaları yapılarak kenelerin buralarda yaşmaları engellenmelidir. 3. Hayvanların ve insanların kanlarına veya diğer vücut sıvılarına eldivensiz temas edilmemelidir. 4. Hayvanların barınaklarına girdikten veya hayvanlarla temastan sonra, vücut kene yönünden muayene edilmeli, kene varsa en yakın sağlık kuruluşuna müracaat edilmelidir. 5. Çalı, çırpı, su kenarı ve gür otların bulunduğu alanlara piknik veya başka bir amaçla gidilmesi gerektiğinde pantolonun paçaları çorap içine alınmalı ve dönüşte vücut mutlaka kene yönünden kontrol edilmelidir. Bu tür yerlere gidildiğinde mümkünse çizme giyilmelidir. 6. Keneler vücuttan uzaklaştırılırken kopartılmamalı, bir cımbızla kenenin vücuda yapıştığı kısımdan tutup çivi çıkarır gibi sağa sola oynatılarak çıkarılmalıdır. 1. Keneler kesinlikle elle öldürülmemeli ve patlatılmamalıdır. 2. Keneleri vücuttan uzaklaştırmak amacıyla, kenelerin üzerine sigara basmak veya kolonya ve gazyağı dökmek gibi yöntemlere başvurulmamalıdır. Zira bu uygulamalar kenelerin kusmasına sebebiyet verebileceğinden, kusmuktaki virüslerin, kan emmek için ısırdığı yerden vücuda girmesine neden olabilir. 3. Kenelerin yaşama alanlarında bulunabilecek kişiler, repellent olarak bilinen böceksavar ilaçları vücutlarına sürerek veya elbiselerine emdirerek kullanabilirler. 4. Hasta olan kişilerin kullandığı malzemeler ve tuvaletler çamaşır suyu ile dezenfekte edilmelidir. PİKNİKÇİLERE UYARI Keneler mayıs ayıyla beraber yeniden canlanmaktadır. “ilkbahar ve yaz aylarında, pikniği sıkça tercih eden vatandaşlarımız piknik alanlarınagittiklerinde zeminle direk temas etmemelidirler. Oturacakları yere en azından bir örtü sermeliler. Kenelerden insanlara geçen KKKA hastalığı, sadece çiftçilikle uğraşanlar için değil, pikniğe giden vatandaşlar için de tehlike oluşturmaktadır. “Piknikte çorap, ayakkabı gibi koruyucu eşyaları çıkararak çıplak ayakla çimende yürümek yanlıştır. Vatandaşlarımız bu tür bir sosyal aktiviteyle stres atma çabası içindeyken, yeni bir tehlikeyle karşılaşabilirler. Kenelerin bu tür bir hastalığa neden olduğunu bilmek ve önlem almak gerekmektedir. Doğanın her yerinde keneler vardır. Dünyada keneyi yok etme çalışmaları hiçbir zaman başarılı olamamıştır. Keneyi doğadan yok edemeyeceğimize göre kendimizi korumalıyız.” Unutmayınız! vücuda yapışan kene ne kadar kısa zamanda vücuttan uzaklaştırılırsa hastalığın bulaşma riski o kadar azalabilmektedir. Kene ısırması vakası gerçekleşmesi halinde en yakın sağlık kuruluşuna müracaat ediniz.
__________________
Kimine Göre Forum, Bize Göre AiLe... Yanlis Hayat Dogru Yasanmaz... !
|
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Delikanlim.Net/Forum
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: 92.226.206.160
Mesajlar: 10.068
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Kadınlarda kısırlık
ocuk sahibi olmayan eşlerin, tepeden tırnağa kadar muayene olup, gerçek nedenleri, tespit ettirmeleri gerekir. AŞILAMA, TÜP BEBEK VE MİKROENJEKSİYON İntrauterin İnseminasyon (IUI) veya Aşılama ne demektir? İntrauterin inseminasyon kadının yumurtlama döneminde erkekten alınan spermlerin dışarıda belli işlemlerden geçirildikten sonra anne rahmine verilmesidir. Bu işlem öncesinde anneye bazı ilaçlar verilerek yumurtlama sağlanabileceği gibi, doğal adet döneminde de yapılabilir IVF ve ICSI nedir? In vitro fertilizasyon veya tüp bebek kadından alınan yumurtalarla, erkekten alınan spermlerin dışarıda laboratuvar ortamında birleştirilmesi ve döllenme gerçekleştikten belli bir süre sonra anne rahmine yerleştirilmesidir. İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) veya mikroenjeksiyon ise erkekten alınan spermlerin direk olarak yumurtanın içerisine enjekte edilmesi ve yine döllenme gerçekleştikten belli bir süre sonra tekrar anne rahmine yerleştirilmesidir. Kimlere Uygulanır? Tüp bebek ilk defa 1978 yilinda Edward ve Steptoe tarafindan Ingiltere’de uygulanmistir. Baslangiçta tüpleri tikali olan hastalar için düsünülmüs olan bir yöntem olarak uygulama alanina konmakla birlikte, bugün birçok hasta grubunun tedavisinde basariyla kullanilmaktadir. Simdi tüp bebek yönteminin uygulanabildigi hasta gruplarini kisaca gözden geçirelim: 1. Tubal faktör: Tubal faktör genel olarak tüplerin tıkalı olması veya tıkalı olmamakla beraber normal olarak fonksiyon göstermemesidir. Tüplerin açıklığının belirlenmesi için başlangıçta histerosalpingografi adı verilen rahim filmi çekilir. Ancak bu filmde tüplerin açık olması her zaman tüplerin normal olduğunu göstermeyebilir. Tüp ile çevre dokuları arasındaki yapışıklıklar veya tüp içerisindeki dokuların daha önce geçirilen enfeksiyonlar veya cerrahi girişimler nedeniyle azda olsa zedelenmesi, tüpler açık olmasına karşın, normal olarak fonksiyon göstermesini engelleyebilir. Bu nedenle tüplerin durumunu tam olarak gözlemeleyebilmek için bazen laparoskopi gibi endoskopik tanı yöntemlerine gereksinim duyulabilir. Tüplerdeki tıkanıklığın yerine ve hasta yaşına bağlı olarak cerrahi şansı verilebilir. Özellikle daha önce tüpleri bağlanmış hastalarda cerrahi tedavi sonrası normal yollardan gebe kalabilme oranı oldukça yüksektir. Ancak tüp tahribatı fazla olan hastalarda ve tıkanıklığın tüpün rahimden uzak olan bölümünde olması durumunda cerrahi ile başarı şansı düşüktür ve tüp bebek uygulaması daha uygundur. Ayrıca hasta yaşının ileri olduğu hastalarda cerrahi ile zaman kaybedilmesi yerine direk olarak tüp bebek uygulanması daha uygundur. Daha önce iltihabi bir nedenle tüplerinde tıkanıklık saptanan bazı hastalarda ultrasonografide veya laparoskopi sırasında tüplerin içinde sıvı birikimi olduğu görülebilir. Hidrosalpenx adı verilen bu durumda tüp bebek uygulamadan önce tüplerin ameliyatla alınmasının gebelik oranını artırdığı bildirilmektedir. Bu nedenle bu grup hastalarda tüp bebek uygulamadan önce laparoskopik yolla tüplerin alınması önerilmektedir. 2. Endometriozis: Endometriozis rahim iç tabakasında bulunan ve her ay adet kanamasına neden olan dokunun rahim dışında bir yere yerleşmesi olarak adlandırılır. Endometriozisin en çok yerleştiği dokulardan en önemlisi yumurtalıklardır. Yumurtalıklara yerleşen endometriozis bazen çukulata kisti adı verilen kistlere neden olabilir. Endometriozis genel olarak hastalığın yaygınlık durumuna göre 4 evrede incelenmektedir. Erken evrelerde çocuk olmasını nasıl engellendiği bilinmemekle birlikte, ileri evrelerde daha çok hastalığa bağlı olarak üreme organlarında oluşan yapışıklıklar ve tahribatlar nedeniyle gebelik gerçekleşmemektedir.Erken evre hastalarda direk gözlem ile veya aşılama ile çiftlerin bir bölümünde gebelik görülebilir. Yine ileri evre hastalarda cerrahi girişimle hastaların bir bölümü tedavi edilebilir. Belli bir gözlem süresi, cerrahi tedavi veya aşılama ile başarı sağlanmayan hastalarda son tedavi seçeneği olarak tüp bebek uygulanmaktadır. 3.Yumurtlama Bozuklukları: Bilindiği gibi kadınlarda genellikle her ay yumurtalıklardan bir yumurta atılır. Ancak bazı hastalarda yumurtlama olayı seyrek olabilir veya hiç olmayabilir. Bunun en klasik örneği “polikistik over sendromu” adı verilen hastalıktır. Burada hastalarda yumurtlama seyrektir veya hiç gerçekleşmez, vücutta tüylenme olabilir, aşırı kilo alımı ve kısırlık görülebilir. Bu grup hastalarda eğer erkekte bir anormallik yoksa ilk tedavi seçeneği yumurtalıkların uyarılması ve uygun dönemlerde cinsel ilişkidir. Hasta gebe kalamamışsa aşılama ve son tedavi seçeneği olarak tüp bebek uygulamasına kadar gidilebilir. 4.Erkek Faktörü: Çocuk sahibi olamama nedenlerinin yaklaşık % 50’sini erkeğe bağlı nedenler oluşturmaktadır. Bu nedenle çocuk sahibi olma isteği ile başvuran hastalarda ilk yapılması gereken tetkik sperm analizidir. Genel olarak sperm sayısının en az 20 milyon/ml, hareketinin en az % 50 ve normal şekilli sperm oranının Dünya Sağlık Örgütü Kriterleri’ne göre en az % 50 ve Kruger kriterlerine göre en az % 4 olması normal olarak kabul edilmektedir. Bu değerlerin herhangi birisindeki bozukluk normal yollardan bebek sahibi olunmasını zorlaştırabilir. Sperm sayı ve kalitesinde hafif bir bozukluk varsa öncellikle 4-6 ay aşılama denenebilir. Başarı sağlanmayan hastalarda direk olarak mikroenjeksiyon uygulanmaktadır. Ayrıca sperm sayı ve bozukluğu hafif olsa bile kısırlık süresi uzun ise aşılama yapılmadan direk olarak mikroenjeksiyona geçilebilir. Sperm sayı ve kalitesinde ileri derecede bozukluk olan hastalarda direk olarak mikroenjeksiyon uygulanmaktadır. Bazı hastalarda hiç sperm görülmeyebilir. Azospermi adı verilen bu durum sperm kanallarındaki bir tıkanıklığa veya testislerde sperm yapımındaki bir bozukluğa bağlı olabilir. Neden ne olursa olsun azospermide mikroenjeksiyon en iyi tedavi yöntemi mikroenjeksiyondur. Normal tüp bebek uygulaması ile başarı şansı çok düşüktür. Bu hastalarda PESA, MESA, TESA veya TESE adı verilen işlemlerle elde edilen spermlerle yumurtalar enjekte edilir ve döllenme sağlandıktan belli bir sonra elde edilen embryolar transfer edilir. 5. Servikal Faktör: Çocuk sahibi olamayan çiftlerde nedenlerin % 5 ile % 10’nu rahim ağzına ait faktörler oluşturur. Bu o bölgededeki bir enfeksiyon, anatomik bozukluklar v.b olabilir. 6.Açıklanmayan İnfertilite: Çiftlerin % 10-15’nde çocuk sahibi olmaya engel olabilecek herhangi bir neden bulunamaz. Bu çiftlerde rutin olarak yapılan tetkiklerde bir neden bulunmamasına karşın, detaylı tetkiklerde bir bölümünde neden açıklanabilir, ancak bu tedavideki tutum konusunda büyük bir değişikliğe yol açmaz. Bu grup hastalarda ilk tedavi seçeneği yumurtalıkların verilen ilaçlarla uyarılması sonrası aşılamadır. Aşılama ile 4 ay başarı sağlanmayan hastalarda mikroenjeksiyon uygulanmaktadır. Yine evllik süresi uzun olan hastalarda aşılama yapılmadan direk olarak mikroenjeksiyona geçilebilir. 7.İmmünolojik İnfertilite: Çiftlerin bir bölümünde çocuk sahibi olamamanın nedeni eşlerden herhangi birinin bağışıklık sistemindeki bir bozukluk olabilir. Örneğin kadın erkek spermini tahrip eden antikor adı verilen maddeler üretebilir veya erkek kendi spermini tahrip eden antikorlar üretebilir. Ancak bağışıklık sistemindeki bu bozukuluklar ile çocuk sahibi olamama arasındaki ilişki henüz kesin olarak ortaya konamamıştır. Bu hastalarda da ilk tedavi seçeneği aşılamadır. Başarı sağlanmayan hastalarda mikroenjeksiyon uygulanmalıdır.
__________________
Kimine Göre Forum, Bize Göre AiLe... Yanlis Hayat Dogru Yasanmaz... !
|
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Delikanlim.Net/Forum
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: 92.226.206.160
Mesajlar: 10.068
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Kadın Üreme Sistemi Kanserleri
Kadın cinsel/üreme organlarının yapısı Kadın üreme / cinsel organları (genital organlar) iki kısımdır: 1- Dıştaki cinsel/üreme (genital) organları 2- İçteki cinsel/üreme (genital) organları Dış Genital Organlar Avret ya da haya yeri olarak ifade edilen idrar çıkış deliği ve cinsel aktivite organı girişinin bulunduğu küçük dudaklar,büyük dudaklar ve kıllı deriden oluşan bölgedir. Bu kısma tıp dilinde vulva denir.Vulvada kadının yüzüne yakın tarafında idrar deliği, hemen daha arkasında da cinsel ilişki organı olan vajina-ki hazne olarak da bilinen bebeğin doğum kanalıdır- yer alır. Bu iki girişi sağ ve solda önce küçük dudaklar çevreler. Küçük dudakları da sağ ve solda büyük dudaklar çevreler. Küçük dudaklar kılla kaplı değilken büyük dudaklar kılla kaplıdır. Küçük dudaklar bacaklar kapalıyken genelde görülmezler, ancak bazı kadınlarda büyük dudaklardan dışarı taşabilirler. Küçük dudaklarla vajina girişi arasındaki genelde 1-2cm’lik mukoza yapısına kızlık zarı adı verilir.Kızlık zarı(himen) nadiren tam bir perde olup her kadında farklı bir yapıya sahiptir. Çoğunlukla vajina girişini daraltan muntazam bir halkasal dokudur. İlk ilişki esnasında hafif bir kanamayla yırtılır. İç Genital Organlar Cinsel ilişki sırasında erkek cinsel organı penisin içine girdiği 9-10 cm’lik kanaldan ibaret olan vajina ile başlar. Vajinaya hazne de denir. Yumuşak ve ıslak yapıdaki bu organ doğum sırasında olağanüstü bir şekilde esneyip bebek başının çıkmasına izin verir. Vajinada daha yukarıda rahimağzı ile karşılaşılır. Rahimağzına tıp dilinde serviks adı verilir. Rahimağzı dölyatağı olan rahim boşluğu ile vajina arasındaki bağlantıyı sağlar Rahim tıp dilinde uterus olarak adlandırılır. Rahimin en iç tabakası/zarı(döl yatağı), döllenmiş yumurtayı kabul edecek şekilde her ay hazırlanır. O ay yumurta döllenmişse,gebelik ürünü rahim içine gelir, gömülür ve gelişmeye devam eder. Ancak o ay gebelik ürünü yoksa rahim iç zarındaki /tabakasındaki hazırlık dokusu atılır, bu adet kanaması olarak bilinir. Rahim içi boşluğu sağda ve solda bulunan birer tüp ile karın içi boşluğa açılır. Tüplerin karın içine açılan uçlarında sağda ve solda birer yumurtalık(over) bulunur. Yumurtalıklarda dişi üreme hücresi(ovum) geliştirilir, yumurtlama(ovulasyon) gerçekleştirilir.Ayrıca yumurtalıklar kadına kadınsı özellikleri veren ilk sırada östrojen olmak üzere, progesteron ve diğer bazı hormonların salgılanması işini yürütür. Kadın genital organ kanserleri ve korunma yöntemleri Kanser nedir? Hücrelerin, içinde bulunduğu doku hücrelerinin özelliklerine uymayarak düzensiz,kuralsız bu nedenle de normal faaliyetlerini aksatacak, ölümcül sonuçlara yol açacak şekilde büyümesiyle ve çoğalmasıyla ortaya çıkan habis hastalıktır. Kanserdeki tümör hücreleri normal hücrelere benzemez. Rahimağzı (Serviks) Kanseri Rahimağzı (serviks) Erişkin bir kadında rahimin(uterus) alt 1/3 kısmını oluşturan, vajinayı rahim boşluğuna bağlayan, 2-4cm’lik yapıdır. Rahimağzı(serviks) kanserinin görülme sıklığı(insidansı) Ülkemiz dahil birçok ülkede kadın genital organ kanserleri içinde en çok görüleni olma özelliğini halen devam ettirmektedir. Ancak gelişmiş ülkelerde tarama yöntemlerinin etkili kullanımı sayesinde, serviks kanseri kadın genital kanserleri arasında 3. sıraya düşmüştür. En sık hangi yaşlarda gözlenir? Ortalama teşhis yaşı 52,2 olup en sık 50-59 yaşlar arasındadır.Bununla birlikte 20-80 yaş gibi geniş bir yaş diliminde gözlenebilir. Neler serviks kanserine yol açar? Rahimağzı (serviks) kanserinde pek çok faktörün rol oynadığı bilinir. Ancak kesin bir neden henüz gösterilememiştir. Hastalık bazı gruplarda sık görüldüğünden bunlarla ilişkili olmak risk faktörü olarak ele alınır ki aşağıdaki gibi sıralanabilir: 1-Cinsel ilişki yaşının 20’den önce olması İlk cinsel ilişkisi 20 yaşından sonra olan kadınlarla karşılaştırıldığında , ilk ilişkisi 16 yaşından önce olanlarda servikal kanser riski iki kat artmıştır. 2-İkiden fazla cinsel eş Servikal kanser riski hayat boyu toplam seksüel partner sayısı ile doğru orantılı olarak artar. Hayat kadınlarında servikal kansere daha sık rastlandığı saptanmıştır. 3-Kadının partnerinin diğer kadınlarla olan ilişkisi pek çok çalışmada, servikal kanserli hastaların kocalarının kontrol grubunun kocalarından belirgin olarak daha fazla cinsel partneri olduğu gösterilmiştir. Ek olarak, etkilenen hastaların kocalarında; veneriyal(cinsel yolla bulaşan) enfeksiyon, erken seksüel deneyim, evlilik dışı ilişki ve hayat kadınlarına gitme öyküsü daha sık izlenmektedir. Monogamik evliliğin ağır bastığı müslüman ülkelerde, yahudilerde ve katoliklerde serviks kanseri daha az görülmektedir. 4-Sigara içenlerde risk kullanım süresi ve miktarına bağlı olarak yaklaşık iki kat artmıştır. 5-Doğum kontrol hapı (oral kontraseptif) kullananlarda artmış ya da azalmış risk gösteren çalışmaların yorumu güçtür.Ancak prezervatif, kondom gibi bariyer korunma yöntemlerinin kullanımı büyük ihtimalle, enfeksiyöz ajanlarla teması önleyerek, servikal kanser riskini azaltmaktadır. 6-Bağışıklık sisteminin zayıfladığı, böbrek nakli, HIV ile enfekte olan AIDS hastaları her kanser türü gibi serviks kanseri için de risk altındadırlar. 7-Zenciler ve İspanyol kökenli Amerikalılar için risk, Amerikalı beyazlarınkinin iki katıdır. Asyalı gruplar ile Amerikalı beyazlar arasında bu oran eşit ya da Asyalılarda daha düşüktür. 8-Düşük sosyoekonomik düzey. Bütün bu bilgiler ışığı altında rahimağzı kanseri, sanki cinsel yolla bulaşan (zührevi,veneriyal) bir hastalık türü gibi görünmektedir. Erken Tanı İçin Tarama Yöntemleri Her kadın 18 yaşından veya cinsel aktiviteye başladığı yaştan itibaren senede bir jinekolojik muayene ve servikal sitoloji ile kontrol edilmelidir . Eğer üç kez ard arda tatmin edici düzeyde normal bulgular mevcutsa servikal “smear” daha geç aralıklarla alınabilir . Kişide insan papillom virüsü(HPV) enfeksiyonu gibi genital enfeksiyon, AIDS, çok sayıda cinsel arkadaş, sigara içmek ve yüksek riskli partneri olmak gibi faktörlere bakılır. Buna göre 1 ile 3 sene arasında “smear” tetkiki yinelenir. Servikal “smear” nedir? Hasta jinekolojik muayene pozisyonundayken valfler kullanılarak rahimağzı görülür. Plastik ya da tahta spatula ile rahimağzının dönüşüm bölgesi denen kanserin sıklıkla başladığı kısımdan; pamuk uçlu aplikatör ya da fırça ile rahimağzı kanalından (endoserviks) örnek alınır. İki ayrı lama yayılıp tespit edilir. Daha başka birtakım işlemlerden geçirildikten sonra bu lamlar mikroskopta incelenirler. Kısacası servikal smear, sitopatolojik tetkik için rahimağzından hazırlanmış özel bir yaymadır. Mikroskopta elde edilen bulgular standart kabul edilen sistemlere göre raporda belirtilir. Servikal smear alındıktan sonra riski yüksek vakalarda, diğer bir deyişle şüpheli vakalarda kolposkopi ve servikal biopsi yapılır. Rahimağzındaki epitel hücresi değişikliklerini izlemek için geliştirilmiş mikroskopa kolposkop, kolposkopla yapılan incelemeye kolposkopi denir. Biopsinin nereden yapılacağına kolposkopiyle karar verilir. Bu şekilde serviksin vajinadan görünen kısmı için tanı konur. Hasta gebe değilse endoservikal (vajinadan bakıldığında görülemeyen rahimağzı kanalı) küretaj yapılır. Bu şekilde de kanalda gelişmeye başlamış kanser tanısı konur. Başvuru Belirti ve Bulguları En sık anormal vajinal kanama veya akıntıdır. Anormal kanama şu şekillerde olabilir: a)Cinsel ilişki sonrası kanama b)Adetler arasında kanama c)Adet kanamasının aşırı olması İlerlemiş kanserlerde; a)Kötü kokusu olan sarımsı akıntı b)Alt karında ağrı c)Sırt ya da bacak ağrısı d)İdrarda kanama veya makattan kanama Servikal kanserden nasıl korunulur? Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma ve sigaranın bırakılması servikal kanser riskini azaltmaktadır ve özendirilmelidir. Gelecek için umut vaad eden bazı metodlar da vardır.Bunlardan biri kemoprofilaksi, diğeri HPV(siğil ve kondilom gibi hastalıkların mikrobu olan insan papillom virüsü) aşısıdır. Tanı:Kesin tanı biopsi ile konur. Tedavi:Hastalığın evresine ve hastanın özelliklerine göre cerrahi, radyoterapi veya her ikisinin kombinasyonu şeklinde yapılır. Endometrium (Rahim Kanseri) Rahimin en iç tarafındaki rahim boşluğunu da çevreleyen tabakaya rahim iç zarı ya da iç tabakası ya da endometrium denir. Rahim çeşitli yapılardan oluşmuştur. Rahimağzı ve endometrium bunlardan bazılarıdır. Asıl dölyatağı olan endometrium ki, her ay gebelik için hazırlanır, gebelik gerçekleşmezse buradan dökülen dokular adet kanaması şeklinde atılır. Endometriumda görülen kansere endometrium veya rahim kanseri denir. Görülme sıklığı(İnsidans) 100 000 kadında 70-134 olgu olarak bildirilmektedir. Postmenopozal (adetten kesildikten sonraki) dönemde 1000 kadında senede 1-2 vaka gibi yüksek oranlarda görülür. Gelişmiş ülkelerde en sık görülen jinekolojik kanserdir. Ancak gelişmekte olan ülkelerde hala rahimağzı kanseri ilk sıradadır. Risk Faktörleri Endometrium östrojen ve progesteron gibi birtakım hormonların etkisi altındadır. Östrojenin endometriuma etkisi progesteronla dengelenmediği takdirde rahimdeki değişiklikler normalden sapar, önce hiperplazi, sonra da yavaş yavaş kanser gelişir. Risk faktörleri daha çok bu karşılanmamış östrojenle ilgilidir. Ancak bazen sözkonusu durum olmadan da kanser gelişimi mümkündür. 1-Endometrium kanseri evlenmemişlerde artar. 2-Kombine oral kontraseptif (doğum kontrol hapları) kullanımı ile azalır. 3- Doğum sayısı arttıkça azalır. Az sayıda doğum yapanlarda endometrium daha uzun süre karşılanmamış östrojene maruz kaldığından kanser riskini artırır. 4-Geç menopoz ile artar. İleri yaşlarda adetten kesilmek demek endometriumun daha uzun süre östrojene maruz kalması demektir. 52 yaşından sonra adetten kesilenler 49 yaşından önce menopoza girenlere göre 2,5 kat daha fazla risktedir. 5-Ailede endometrium (rahim) kanseri varsa risk artar. 6-Şişmanlık ile artar. 9-23 kg arasında fazla kilosu olanlarda risk 3 kat artarken, 23 kg”dan çok kilo fazlası olanlarda risk 10 kat artmıştır. Yağ dokusu kaynaklı östrojenin yüksek miktarda olması ve endometriumu uyarması şişmanlardaki risk artışını açıklamaktadır. Rahim kanserinde diabetes mellitus (şeker hastalığı) ve hipertansiyonun etkisi tartışmalıdır. Çünkü bunlar daha çok şimanlıkla birlikte etki etmektedir. 7-Hayvansal yağ kullanımı ile artar. 8-Tamoksifen tedavisi alanlarda risk artar. 9-Sigara kadına kadınsı özellikleri sağlayan ilk sıradaki hormon olan östrojeni düşürdüğünden riski azaltır. Postmenopozal Dönemde Başlanan Hormon Replasman Tedavisi Rahim Kanseri Yapar mı? Tek başına konjuge östrojen kullanan rahimi bulunan kadınlarda endometrium(rahim) hiperplazisi %20 oranında, rahim kanseri riski 2-8 kat fazladır. Östrojene eklenen progesteron ile hiperplazi oranı %1”in altına düşmektedir. Ağızdan olduğu kadar transdermal ya da devamlı vajinal östrojen kullananlarda olası endometrial uyarıyı önlemek için siklik progesteron vermek şarttır. Ayrıca unutulmamalıdır ki, östrojenlerle birlikte progesteron verilse bile bu bir garanti kabul edilmemelidir. Progesterona rağmen kanser gelişebilir. En iyisi tedaviye başlanacak hastaların endometrial biopsilerinin rutin olarak yapılmasıdır. Tarama Tarama için kitlesel programlar pratik değildir. Ayrıca yeterince özgün ve hassas yoktur. Fakat belli yüksek risk faktörlerine sahip kadınlarda elimizdeki imkanlarla tarama yapılmalıdır. Tarama yapılacak gruplar: 1-Östrojen alan postmenopozal dönemdeki kadınlar 2-Postmenopozal dönemdeki şişman kadınlar 3-Ailede endometrium, yumurtalık, meme kanseri hikayesi olanlar 4-52 yaşından sonra menopoza girenler 5-Premenopozal(adetten kesilmeden önceki dönemde) yumurtlamanın olmadığı hastalar (polikistik over hastalığı,… Tarama yöntemleri: 1-Postmenopozal kadınlarda transvajinal ultrason ile endometrial kalınlığın ölçülmesi. (Kalınlığın 5mm altında olduğu olgularda çok nadiren kanser olgusu gözlenmiştir.) 2-Histeroskopik biopsi daha etkin tanı koymayı sağlar. 3-Adet siklusunun 2. devresinde veya postmenopozal dönemde alınan “smear”da normal veya anormal endometrial hücrelerin görülmesi kanser yönünden araştırmayı gerekli kılar. Korunma 1-Doğum kontrol hapları endometrium kanser riskini azaltabilirler. 2-Uygun kilonun korunması 3-Tek başına östrojen kullanılmaması 4-Hiperplazi gibi öncü lezyonların zamanında tespiti Tanı Kesin tanı rahim içinden kürtajla alınan biopsi materyalinin histopatolojik incelenmesiyle konur. Sonra hastalığın evresi belirlenir. Tedavi Hastalığın evresine bakılarak tedavi seçenekleri aşağıdakilerden biri olarak belirlenir : 1-Cerrahi 2-Radyoterapi 3-Kemoterapi 4-Kombine tedaviler 5-Destekleyici tedaviler Kemoterapi daha çok rekürrenslerde (nükslerde) ve ileri evre tümörlerde kullanılmaktadır. Kombine tedavi olarak en çok cerrahi ve postoperatif radyoterapi kullanılmaktadır. Destekleyici tedaviler, beslenme ve psikolojik desteği içerir. Over (Yumurtalık) Kanseri Kadınlarda alt karın boşluğunda, tüplerin uçlarına yakın sağda bir ve solda da bir tane olmak üzere iki adet yumurtalık(over) vardır. Buradan histolojik olarak çok çeşitli kanserler çıkmaktadır. Ancak ensık yumurtalığın epitel dokusu kaynaklı kanserler görülmektedir. Görülme sıklığı (insidans) Yumurtalık(over) kanseri insidansı geniş coğrafi dağılım gösterir. İskandinav ülkeleri, İsrail ve Birleşik Devletlerde 100 000 kadında 11,5-15,3 olgu izlenirken Japonya ve gelişmekte olan ülkelerde 100 000 kadında 3,3-7,8 vakada over kanseri görülmektedir. 50 yaş üzerinde sık görülürler, ancak germ hücreli tipte olanları yaşamın ilk 20 yılında daha sık izlenirler. En öldürücü jinekolojik kanserdirler. Risk Faktörleri Artmış riskle ilişkili durumlar: 1-40 yaş üstünde olmak 2-Beyaz ırktan olmak 3-Hiç doğurmamış olmak 4-İnfertilite (çocuk sahibi olamama) 5-Rahim(endometrium) ve meme kanseri olmak 6- Ailede yumurtalık kanseri bulunması İki tane over kanserli birinci derece yakını olan kadınların küçük bir bölümünde otozomal dominant geçişli üç sendromdan biri bulunabilir: a)Yere özgü (site-spesifik) ailevi yumurtalık kanseri b)Ailevi meme-yumurtalık kanseri c)Lynch sendromu;hastada aynı anda barsak, yumurtalık, endometrium (rahim), meme kanserlerinden birkaçı bir arada bulunur. 7-Hayvansal yağlar, tam süt yüksek kalorili diet almak Yumurtalık kanseri riskini azaltan faktörler: 1-Doğum yapmış olmak 2-Doğum kontrol hapı kullanmak. Kullanım süresince her yıl risk %11 azalır. Doğum kontrol hapları kesildikten sonra da bu koruyucu etki 10 yıl sürer. Bu etki yaş, ilk kullanma yaşı, doğurganlık ile değişmez. 3- Emzirenlerde emzirme süresi ile doğru orantılı olarak risk azalır. 4- Tüp ligasyonu 5- Histerektomi(ameliyatla rahimin çıkarılması) 6- Yeşil sebzeler, karbonhidrattan zengin diet, havuç, A ve C vitamini tüketimi riski azaltır. Tarama Over kanserinde, serviks(rahimağzı) kanserinde olduğu kadar yeterli ve etkin bir kitlesel tarama yöntemi henüz yoktur. Fakat tarama için bazı güncel öneriler mevcuttur: 1-Ailesinde over kanseri olmayan kadınlarda yılda bir rektovajinal pelvik muayene ve tam bir aile öyküsü alınması. 2-Ailede over kanseri olan kadınlar yıllık rektovajinal muayene, CA-125 ve transvajinal ultrason ile izlenmelidir. 3-Birinci dereceden akrabalarından iki ya da daha fazla kişide over kanseri olan hastalar %3 oranında ailesel over kanseri olma riski taşırlar. Eğer varsa BRCA 1 testi bunları tanımaya yardım eder. Korunma Doğum kontrol haplarının koruyuculuğu gösterildiğinden özellikle yüksek riskli gruplarda hap kullanımı desteklenebilir. Yine yüksek riskli gruplar için antiproliferatif etkili retinoidlerin kullanımı tavsiye edilebilir. Eğer bir kadın başka nedenlerle alt karın bölgesinden (pelvisten) ameliyat geçirecekse tedbir olarak yumurtalıkların da alınması, kadının gelecekte over kanseri olma ihtimalini hemen hemen tamamen ortadan kaldırır. Yine de bundan sonra bile periton kanseri riski bulunmaktadır. Yumurtalıkların alınmasıyla beraber ortaya çıkacak erken menopozla birlikte kemik erimesi ve artmış kalp hastalığı riski ile kanser gelişmesi riski karşılaştırılmalıdır. Başvuru Belirti ve Bulguları Tanı konulduğunda büyük kısmı ileri evrededirler.Erken dönemde bazı kadınlarda karnın alt tarafında ağrı, basınç hissi olsa bile çoğunda hiçbir belirti, hiçbir yakınma bulunmamaktadır. İleri evrede ise metastazlara (kanserin başka organlara yayılması) bağlı belirtiler ağırlık kazanır. Karında şişkinlik, erken doyma, kilo kaybı, kabızlık, iştahsızlık ve düzensiz adet kanamaları gibi belli belirsiz yakınmalar bunlar arasındadır. Tanı Pelvik muayene, hastanın öyküsü, ultrason, CA-125 gibi tümör belirteçleri bakıldıktan sonra kanserden şüphe edilen yumurtalık kitlelerinde gerekli ameliyat hazırlığı tamamlanır. Evreleme cerrahi ve patolojik bulgulara göre yapılır. Tam cerrahi evrelemenin önemi tedavi planı ve prognoz için önemlidir ve gözardı edilemez. Tedavi 1-Cerrahi 2-Cerrahi sonrası kemoterapi 3-Destekleyici tedavi Vulva Kanseri Avret ya da haya yeri olarak ifade edilen vulvadan kaynaklanan kanserlerdir. Sıklıkla yassı epitel hücreli tiptedirler. Görülme sıklığı(insidans) Jinekolojik kanserlerin %3-5’ini oluşturur.Görüldüğü ortalama yaşlar 65-75 yaş aralığındadır. Hangi gruplarda sık görülür? Vulva kanseri sosyoekonomik düzeyi düşük yaşlı hastalarda görülür. HPV (siğil ve kondilom gibi hastalıkların etkeni olan insan papillom virüsü) enfeksiyonları vulva kanserli hastaların %20-60’ında pozitif bulunmuştur. HPV pozitif grup sigara kullanan daha genç gruptur. Bununla birlikte HPV’nin vulva kanserine sebep olduğu kesin gösterilememiştir. Tarama:Kadınların aylık meme muayenesi gibi vulvayı kendilerinin gözlemlemeleri, ayrıca yıllık muayenede hekimin ciltten kabarık beyaz lezyonlar gibi şüpheli yerlerden biopsi alması gerekir. Tanı:Kesin tanı lezyondan alınan biopsi ile konur. Tedavi:Cerrahi –patolojik evrelemeden sonra aşağıdaki tedavilerden biri seçilir: 1-Cerrahi 2-Radyasyon 3-Kombine 4-Destekleyici Vajina Kanseri Vajinadan çıkan kanserlerin çoğu da yassı epitel hücrelidir. Görülme sıklığı Son derece nadir olup tüm jinekolojik kanserlerin %1-2’sini oluştururlar. Postmenopozal dönemdeki kadınların hastalığıdır. En sık 60 yaş üstündekilerde görülür. Sebebi bilinmemektedir. Fakat daha önce pelvik şua tedavisi almış olanlarda yassı hücreli kanser görülme oranı arttığından anormal genital hücresel bulgusu olanlarda bu durum göz önünde bulundurulmalıdır. Başvuru Belirti ve Bulguları Vajinal kanama ile kendini gösterir, muayene esnasında kolayca tespit edilebilen bir lezyon vardır. Kötü kokulu akıntı ve idrar yolları ile ilgili şikayetler olabilir. Tanı Şüpheli lezyondan alınan biopsi ile konur. Tedavi Vajinal kanserin (özellikle yassı epitel hücreli tipin) primer tedavisi radyoterapidir. Ancak vajina 1/3 üst kısmındaki erken dönem kanserde cerrahi veya radikal radyoterapi uygulanabilir.
__________________
Kimine Göre Forum, Bize Göre AiLe... Yanlis Hayat Dogru Yasanmaz... !
|
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Delikanlim.Net/Forum
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: 92.226.206.160
Mesajlar: 10.068
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Menopoz
Menopoz kısaca bir kadının 1 yıl süre ile adetten kesilmesi olarak tanımlanabilir. İnsanlarda yaşam süresinin uzaması ile birlikte kadınların menopozda geçirdikleri yaşam süreside artmaktadır. Bu nedenle bu dönemde görülebilecek yakınmalara yönelik koruyucu tedavi yöntemleri daha da önem kazanmaktadır. Gelişmiş ülkelerde kadın yaşamının 1/3’ünü menopoz dönemi oluşturmaktadır. Türkiye’de menopoz yaşı konusunda kesin veriler bulunmamakla birlikte, Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir çalışmada ortalama menopoz yaşı 51.3 yıl olarak bulunmuştur. İyi beslenemeyen, zayıf, vejeteryan, rahimi alınan, anne karnında geri kalan ve yüksek yerlerde yaşayan kadınlarda menopoz yaşı biraz daha erken olabilmektedir. Ayrıca sigara içen kadınlar menopoza daha erken girmektedir. Menopoz âdetlerin son olarak kesilmesi anlamına gelirse de, klimakterik kelimesiyle eş anlamlı kullanılmaktadır. Östrojen yetersizliği, genital yolda kızarmalara ve değişken bir atrofiye yol açar. Doğurganlık döneminin son bulmasına ve menopozun fizik semptomlarına karşı bir tepki olarak gelişen emosyonel bozukluğa sık rastlanır. Bu yaşta açık anksiete durumları (bkz.) vedepressif hastalıklarda yaygın olmakla birlikte, bunların doğrudan doğruya hormonal değişimlerden ileri geldiğine ilişkin hiçbir kanıt yoktur. Menopoz sırasında ve sonrasında aktif bir cinsel yaşantı sürdürülmemesi için bir neden yoktur. Genital atrofi cinsel teması güçleştirebilirse de, östrojen tedavisiyle bu durum giderilebilir. Menopoz durumundaki kadınlara açıklamalarda ve telkinde bulunularak yardım edilebilir, ama açık psikiyatrik bozukluklar uygun bir tedavi gerektirir. Ostrojenler yalnızca östrojen yetersizliğine işaret eden belirgin fizikbelirtiler mevcutsa endikedir. Bkz.Klimakterik Menopozda Görülen Belirtiler 1. Vazomotor Belirtiler: Vazomotor belirtilerin en tipik örneği ateş basmasıdır. Ateş basmasında baş, boyun ve göğüs bölgesinde ani kızarıklık, vücut ısısında artış ve daha sonra aşırı bir terleme ile karakterizedir. Bu değişiklikler genellikle birkaç saniye sürmekle beraber, bazen bir saatte kadar uzayabilir. Genellikle 1-2 yıl sürmesine karşılık, kadınların % 25’inde 5 yıldan daha uzun sürebilir. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, en önemli faktörün östrojen hormonu seviyesindeki düşme olduğu düşünülmektedir. 2. Atrofik Değişiklikler: Bu değişikliklere bağlı olarak vajina ve idrar yollarını örten epitel tabakasında incelme ve esneklik kaybı görülür. Ayrıca vajinada kuruluk yine görülen belirtilerden birisidir. 3. Psikofizyolojik Değişiklikler: Menopozda ruhsal problemlerin artığına dair genel bir kanı olmasına karşın, yapılan çalışmalar bunu desteklememektedir. Ayrıca menopozda depresyonun daha sık görüldüğü görüşüde artık kabul edilmemektedir. Ancak ateş basmalarına bağlı olarak hastanın uyku kalitesi ve dolayısı ile günlük yaşam kalitesinde bir bozulma görülebilir. Hormon replasmanı ile uykuya dalma zamanı azalmakta, uykunun REM dönemi uzamakta ve sonuç olarak uyku kalitesi artmaktadır. Bu nedenle kadınlar kendisini daha iyi hissetmektedir. Ayrıca depresyondaki menopozal hastalara depresyon ilaçlarına ek olarak hormon tedavisi verildiğinde daha iyi bir düzelme sağlanmaktadır. 4. Kalp-Damar hastalık riskinde artma 5. Osteoporoz (kemik erimesi) Tedavi Yöntemleri Menopozda görülen belirti ve değişikliklere yönelik olarak ençok tercih edilen yöntemi hormon replasman tedavisidir. Genel olarak östrojen ve progesteron hormonları birlikte verilmektedir. Progesteron verilmesinin ana amacı östrojene bağlı olarak artan rahim kanseri riskinin önlenmesidir. Hormon tedavisi birçok şekilde verilebilir. Bu yöntemlerin belli başlıları şunlardır: 1. Östrojen ve progesteron içeren hapların ardışık verilmesi 2. Östrojen ve progesteron içeren hapların hergün birlikte verilmesi 3. Östrojenin patch şeklinde cilde yapıştırılması ve ağızdan alınan progesteron ile kombine edilmesi 4. Bunların dışında pellet şeklinde ciltaltına uygulama, kas içine enjeksiyon ve vajinal uygulama gibi yöntemler nadiren kullanılmaktadır. Bütün tedavi yöntemlerinde günde 500 mg kalsiyum verilmesi tedavi etkinliğini artırmaktadır. Ayrıca 70 yaşın üzerindeki hastalarda günde 800 mg/gün ve güneşin az olduğu yerlerde yaşayanlarda kış aylarında 400 mg/gün Vitamin D önerilmektedir. Hormon Replasman Tedavisinin Amacı Nedir? Hormon tedavsinin iki ana amacı menopozla birlikte artan osteoporoz (kemik erimesi) ve kalp-damar hastalıkları riskinin azaltılmasıdır. Bununla birlikte bazı kadınlarda çok şiddetli olabilen ve günlük yaşamını etkileyebilecek hale gelen sıcak basması, terleme, çarpıntı ve yorgunluk gibi yakınmaların önlenmesidir. Menopozda Hormon Tedavisi Kimlere Verilir? Menopozda hormon replasman tedaviye engel oluşturacak bir hastalığı olmayan bütün kadınlara önerilmektedir. Tedavi süresi şu an için yaşam boyu olarak kabul edilmektedir. Tedaviye menopoza girdikten hemen sonra başlamak tedavi başarısı için en uygun dönemdir. Ancak hangi yaşta olursa olsun başlamanın yararlı olduğu gösterilmiştir. Menopozda Hormon Tedavisinin Yararları 1. Menopoza bağlı kemik kaybını önler ve kemik kitlesini artırır. Buna bağlı olarak kırık riskinde azalma olur. 2. Kalp-Damar hastalıklarının riskini azaltır. 3. Vajina ve idrar yollarındaki atrofik değişiklikleri önler. Bunun sonucunda seksüel yaşam üzerindede olumlu etki gösterir. 4. Ateş basması, terleme ve çarpıntı gibi yakınmaları önler 5. Ağızda yanma, kuruma ve kötü tat gibi yakınmaları azaltır. Bir çalışmada diş çürüklerinde % 25 azalma saptanmıştır. 6. Menopozda kadınlarda normalde seste görülen kalınlaşma, östrojen kullananlarda daha az olmaktadır. 7. Görme üzerine olumlu etkileri olduğu bildirilmektedir. Ayrıca göziçi basıncında azalmaya neden olmaktadır. 8. İşitme fonksiyonlarındaki azalmayı önlediği düşünülmektedir. 9. Kalın barsak kanserlerini azaltığına dair veriler bulunmaktadır. 10. Alzheimer hastalığı riskini azaltığına dair veriler bulunmaktadır. 11. Uyku kalitesini artırmaktadır. Kimlere Hormon Tedavisi Verilmez? 1. Rahim Kanseri Nedeniyle Tedavi Edilen Hastalar 2. : Bu hastaların bir bölümüne hormon tedavisi başlanabilir. Nüks olasılığı yüksek olan hastalarda tedavi sonrası 5 yıl beklendikten sonra eğer nüks yoksa hormon replasmanına başlanabilir. Hormona duyarlı olmayan tümörü olan hastalarda tedaviye hemen başlanabilir. Meme Kanseri Olan Hastalar 3. : Bu konuda henüz bir görüş birliği bulunmamaktadır. Kalp-Damar Hastalığı Olanlar 4. : Yapılan çalışmalarda östrojen tedavisinin koroner anjioplasti yapılan kadınlarda damarların yeniden tıkanma olasılığını azaltığını görülmüştür. Ayrıca östrojenin kandaki kolesterol düzeyleri damar duvarı üzerindeki olumlu etkileri nedeniyle bu hastalarda östrojen başlamanın sakıncası yoktur. Diabetik Hastalar 5. : Bu hastalarda kalp hastalıklarının görülme riski artmaktadır. Östrojenin kalp hastalıkları riskini azaltması ve insüline karşı duyarlılığı artırması dolayısı ile bu hastalara başlanmasının yararlı olduğu düşünülmektedir. Karaciğer Hastalıkları 6. : Aktif karaciğer hastalığı olmayan hastalarda tedaviye başlanabilir. Eğer hastanın kronik bir karaciğer hastalığı var ise hormon tedavisine başlandıktan 1 ve 6 ay sonra karaciğer fonksiyon testlerine bakılması ve bir bozulma izlenmezse hormon tedavisine devam edilmesi önerilmektedir. Kontrol altındaki hipertansiyon, sigara kullanımı ve varis tedavi için bir engel oluşturmaz 7. . Migren 8. i olan hastalarda hormon seviyelerindeki değişikliklere bağlı olarak ağrı nöbetleri görülebilir. Bu nedenle hergün alınan devamlı tedavi yönteminin tercih edilmesi daha uygundur. Daha önce hiçibir neden olmaksızın tromboemboli (damarda kanın pıhtılaşması ve bunun diğer organlara pıhtı şeklinde atılması )geçiren veya aktif tromboembolisi olan, aktif karaciğer hastalığı olan hastalara kesin olarak önerilmemektedir. Sık Sorulan Sorular Hormon tedavisi rahim kanserine neden olur mu? Hayır Hormon Tedavisi Meme Kanserine Neden Olur mu? Bu konu henüz tam olarak açıklığa kavuşturulmamıştır. Yapılan çalışmalarda en az beş yıl süre ile hormon tedavis alan hastalarda riskte bir artma olduğu görülmüştür. Ancak birçok çalışmada riskte bir artma bulunmamıştır. Ayrıca hormon tedavisi sırasında meme kanseri saptanan hastalarda yaşam süresi genellikle daha uzundur. Sonuç olarak yarar/zarar oranı gözönünde bulundurulduğunda hormon tedavisi almanın daha yararlı olduğu düşünülmektedir. Ailesinde meme kanserli yakını olan kadınlar bu tedaviyi alabilirler mi? Evet. Myomu olan kadınlara hormon tedavisi başlanabilir mi? Evet. Hormon Tedavisi Kilo aldırır mı? Hayır. Tedaviye Başlamadan Önce Kemik Yoğunluğuna Bakılması gerekli midir? Bütün menopozdaki kadınlarda gerekli değildir. Hastanın tedaviyi kabullenmesini kolaylaştırmak, Kemik kaybı için risk faktörü bulunan (örn. Yeme bozuklukları, sigara kullanımı) olan hastalarda tedavi yanıtını değerlendirmek, kemik kaybına yol açabilecek ilaç tedavisi alan hastalarda (tiroid hormonu, steroid ve heparin kullanımı gibi), osteoporozu olan hastalarda, vücudunda kırığı olan ve 65 yaşın üzerindeki hastalarda tedaviye başlamadan kemik yoğunluğuna bakılabilir.
__________________
Kimine Göre Forum, Bize Göre AiLe... Yanlis Hayat Dogru Yasanmaz... !
|
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Delikanlim.Net/Forum
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: 92.226.206.160
Mesajlar: 10.068
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Serviks kanseri
Serviks kanseri, bir kadının üreme organlarını etkileyen en yaygın kanserlerden biridir. Cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon olan insan papilloma virüsünün (HPV) çeşitli suşları (virüs alt-tipleri), serviks kanseri vakalarının çoğunluğundan sorumludur. HPV'ye maruz kaldığında kadınların çoğunda, bağışıklık sistemi yanıtı virüsün zarar vermesini önler. Bununla birlikte küçük bir grup kadında, virüs yıllarca hayatta kalır ve serviksin yüzeyindeki bazı hücreleri kanser hücrelerine dönüştürür. Yaşlı kadınlar serviks kanseri gelişimi açısından en büyük risk altında olanlardır. Büyük ölçüde Pap testi taraması sayesinde, serviks kanseri nedenli ölüm oranı son 40 yıl içinde oldukça büyük bir düşüş kaydetmiştir. Halen Birleşik Devletler�de her yıl 12.000�den fazla kadının invaziv serviks kanserine sahip olduğu saptanmaktadır ve yaklaşık 4.000 kadın bu hastalık nedeniyle yaşamını yitirmektedir.
__________________
Kimine Göre Forum, Bize Göre AiLe... Yanlis Hayat Dogru Yasanmaz... !
|
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Delikanlim.Net/Forum
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: 92.226.206.160
Mesajlar: 10.068
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Tuba Uterina Urları
Çok nadir görülen urlardandır. İyi tabiatlı papilloma adı verilen urları, 50-55 yaşları arasında, zaman zaman kasıklarda sancı ve sonra akıntıya yol açması, vagina yolu ile gerçekleşen bu akıntının kanlı olması, çabuk yayılması özelliklerindendir. Karın içinde olması, teşhis şansını azaltmakta, yaygınlaşmasını kolaylaştırmaktadır. Tedavisi yumurtalık urlarınınki gibidir.
__________________
Kimine Göre Forum, Bize Göre AiLe... Yanlis Hayat Dogru Yasanmaz... !
|
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Delikanlim.Net/Forum
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: 92.226.206.160
Mesajlar: 10.068
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Vajinit
Vajinitvajina mukozasının enflamasyonudur ve genelde aşağıdaki üç kategoriye ayrılır: '''Hormonal vajinit''' doğum sonrası veyamenopoz sonrası kadınlarda görülenatrofik vajiniti de kapsar.Vajina duvarlarının ince ve kuru olmasından kaynaklanır.Bazan ergenlik öncesi genç kızlarda da olabilir. Kaşınma, yanma ve acı olabilir.Vajinal dokunun incelmesi enfeksiyonlara yol açabilir '''İrritan vajinit''' alerji yapan veya tahriş eden maddelerden kaynaklanır.Alerji nedeniprezervatif,spermatisit, sabun, parfüm,vajinal duş vemeni olabilir.Sürtünme, kumaşlar,tampon veya kremler de tahrişe neden olabilir. Bunların neden olduğu enflamasyon vajinal akıntıya neden olabilir. '''Enfeksiyöz vajinit''' üreme yaşında kadınlardaki vajinitlerin %90'ını oluşturur.Bakteriyel enfeksiyon vajinitlerin en sık nedenidir.Genelde '' Candida albicans'' (bir mantar), ''Trichomonas vaginalis'' (bir protozoa) veyaGardnerella (bir bakteri) tarafından meydana gelir.Daha ender enfeksiyonlarbel soğukluğu,klamidya,mikoplazma,herpes,kampilobakter ve bazıparazitlerdir. Önemi Vajinit başta zararsızdır.Ancak, eğer enfeksiyöz bir organizma ona neden olmuşsa (örneğin klamidya),uterustanfallop tübü| fallop tüplerine veyumurtalıklara yayılabilir. Hamilelik sırasında olan enfeksiyonlar çocuğun erekn ve düşük kilolu doğmasına neden olabilir. İlerlemiş bir enfeksiyon kısırlığa yol açabilir. Belirtileri Vajinitte geneldekaşınma veyanma olur, ayrıca akıntı da olabilir.Kızarma ve şişme daha ender olur.Bazı enfeksiyonlar cinsel ilişki ve işemeyi acılı yapabilirkenbazıları ise çok az bir belirti gösterebilir.Bazı enfeksiyonlar tedavi edilmedikleri takdirde ciddi komplikasyonlara yol açabilirler.Bu belirtilerin çeşitli nedenleri olabileceği için bir doktora danışılması gereklidir. Görüntü genelde enfeksiyon etmenini tanımaya yararlı olabilir. '''Kandida Vajiniti'''. Kandidiyaz genelde beyaz, sulu peynir görünümlü bir akıntıya neden olur.Genital bölgede kızarma ve şişme olur. '''Atrofik vajinit''' genelde kokusuz olur, hemen hiç akıntı yoktur, vajina kuru, cinsel birleşme acılı olur.Bu belirtiler genelde menopoz sırası ve sonrasındaki hormon değişiklikleri yüzünden olur. '''Bakteriyel vajinit'''.'' Gardnerella'' genelde balık kokulu bir akıntıya neden olur.Akıntı beyaz, gri veya sarımsı olabilir. Kaşınma ve iritasyon olur ama cinsel birleşmede acı olmaz. '''Trikomonas vajiniti'''. '' Trichomonas vaginalis'' balık kokulu, yeşilimsi sarı, bol akıntıya neden olur, işemek ve cinsel birleşme acılı olur, dış genitallerde enflamasyon olur. '''' Herpes''' genelde enfeksiyon bir hafta sonra genital bölgede su kabarcıkları olarak görünür.Ağrı, bezelerin şişmesi ve ateş vardır.Kabarcıklar acılıdır, yaklaşık üç haftada iyileşirler. Nedenleri Üreme çağında kadınların vajinasının içi az derecede asittir (pH 3.8-4.2), bundanöstrojen hormonu sorumludur Gorodeskiet al. (2005) Endocrinology 146:816-24. Estrogen acidifies vaginal pH by up-regulation of proton secretion via the apical membrane of vaginal-ectocervical epithelial cells.[[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYINIZ.] asit ortam çoğu patojenin büyümesine engel olur, dolayısıyla Vajinanın normal florası asit ortamda büyüyebilen ve zararsız olan mikroorganizmalardan oluşur.Bunların arasına bulunanlaktobasillerin salgıladığıhidrojen peroksit Eschenbach et al. (1989) J Clin Microbiol. 1989 Feb;27(2):251-6/ Prevalence of hydrogen peroxide-producing Lactobacillus species in normal women and women with bacterial vaginosis.[[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYINIZ.], onu imha edemeyen ve aralarında patojenler de olan bazı organizmaları öldürür.Genelde vajinanın asitliğinin azalmasına (yani pH'sinin yükselmesine) veya mikroorganizmalar arasındaki dengeyi bozabilecek başka durumlar (antibiyotik kullanımı, irritasyon, vd.) enfeksiyon olasılığını artırır.Bunlar arasında hormonal değişiklikler (adet döneminde veya hamilelikte), doğum kontrol ilaçları ve gereçleri, vajinal ilaçlar, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, cinsel ilişki ve stres sayılabilir. Bu bakterilerin miktarının azalması durumunda doğal olarak vajinada bulunan '' Gardnerella vaginalis'', '' Mobiluncus'' türleri, '' Mycoplasma hominis'' ve/veya '' Peptostreptococcus'' türleri çoğalır ve bakteriyel vajinit meydana gelir. Bakteriyel vajinit, vajinitin başlıca nedenidir. '' Candida albicans'''ın neden olduğu mantar enfeksiyonları oldukça yaygındır.Deri ve bağırsak doğal florasının bir parçası olan ''C. albicans'' anormal durumlarda vajinaya yayılabilir.Vajinadaki normal bakteriler mantarın büyümesine engel oldukları için antibiyotik kullanımı mantar enfeksiyonuna yol açabilir.Candida enfeksiyonu hamile, şişman ve diyabetli kadınlarda daha sık görilir.Bağışıklık yetmezliği durumlarında da (AIDS veya bazı ilaçların kullanımında) da mantar enfeksiyonunun gelişme olasılığı daha yüksektir.Oral seks yoluyla da Candida vajinaya yayılabilir. Bazı vajinal enfeksiyonlar cinsel yolla aktarılır.Bunlar arasındaklamidya enfeksiyonları,herpes,frengi,belsoğukluğu vetrikomoniyaz sayılabilir. Diyabetli kadınlarda sıkça Candida vajiniti olur. TanıJinekolojik muayenedede vajinit kontrol etmek içinpH değerine bakılır ve akıntı varsa ondan alınan bir örnek mikroskopla incelenir.Tanı mikroskop incelemesi ve akıntının kültürlenmesi ile olur. Tedavi Tedavi enfeksiyon etmeninin cinsine bağlıdır. Bakteriyel vajinitantibiyotikle tedavi edilir.Vajinanın asitliğini artırıcıpropionik asit melhemi bakteri büyümesini azaltır.Cinsel yolla geçmişse eşin de tedavisi gerekir. Sıkı ve nem tutan iç çamaşırlardan kaçınılmak gerekir. Mantar enfeksiyonu antimantar ilaç kullanımı ile tedavi edilir.Bu ilaçlar genelde reçetesiz satılır.Ancak belirtilerin nedeni mantar değilse bu ilaçların kullanımı asıl tedaviyi geciktirmek ve komplikasyon riskini artırmaktan başka bir işe yaramaz.Tedavi sırasında cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır. Mantar enfeksiyonu riski yüksek olan kadınlar, (zayıf bağışıklığı olanlar, diyabetliler veya uzun süre boyunca antibiyotik almakta olanlar) enfeksiyonun geri gelmemesi için koruyucu olarak anti mantar almaları gerekebilir. Trikomoniyaz içinmetronizadol kullanılır.Organizma, enfekte olmuş kadınların erkek eşlerinde de %80 oranında bulunur.Cinsel yolla bulaştığı için eşin de tedavisi gerekir. Hormonal vajinit intravajinalöstrojen ile vajina dokusunun güçlendirilmesi şeklinde olur. İrritan vajinitin tedavisi iritasyonun nedenini bulup ondan kaçınmaktır. Korunma Trikomoniyaz ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar, preservatif kullanımı ile engellenbilir. Mantar nemli ortamda büyüdüğü için genital bölgenin kuru tutulması gerekir. Islak mayoyla oturulmamalı, pamuklu iç çamaşırı giymeli, giyinmeden evvel genital bölge iyice kurutulmalıdır. Tuvalet temizliğinde bağırsakta bulunan bakteri ve mantarların vajinaya geçmemesi için önden arkaya doğru silinmeli. Alerjik vajinitten sakınmak için kokulu, parfümlü tuvalet kağıdından, kokulu ve renkli sabundan, kokulu veya deodoran hijyenik bağları kullanılmamalı.Köpüklü banyo, hijyenik kadın spreyleri ve vajinal duşlar da kullanılmamalıdır.
__________________
Kimine Göre Forum, Bize Göre AiLe... Yanlis Hayat Dogru Yasanmaz... !
|
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
Delikanlim.Net/Forum
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: 92.226.206.160
Mesajlar: 10.068
Tecrübe Puanı: 1000 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Kadın Hastalıkları
Jinekolojik Kontrol ve amaçları Amaç: Jinekolojik kontroller ülkemizde halen rutine yerleşmemiştir. Yani birçok kadın hala bir problemi olduğunda jinekologa gider. Bu kontrollerin amacı özellikle rahim ve yumurtalıklarla ilgili sorunları ortaya koymak ve varolan sorunların takip edilmesidir. Bilindiği gibi rahim ve yumurtalıklar karın içinde yerleşmiş organlardır ve sorunları her zaman bir belirti vermeyebilir. İlaveten her ay sürekli değişim gösteren bu organlarda erken devrede saptanan sorunların önüne geçilmesi daha kolay olmaktadır. Ne zaman başlamalı ve ne sıklıkta yaptırılmalıdır ? İlk adet kanaması olan kızların senede bir defa kontrolü yeterlidir. Evlenmiş veya cinsel yaşamı başlamış olan kadınlarda ise 6 ayda bir jinekolojik kontrol yaptırması önerilmektedir. Herhangi bir sorun açısından takip yapılıyorsa bu aralıklar hekim tarafından sıklaştırılabilir. Jinekolojik kontrolde hangi organlar kontrol edilmektedir? Jinekolojik muayenede vagina dış ve iç bölgesi, rahim dış kanalı, rahim ve yumurtalıklar kontrol edilmektedir. Ayrıca her jinekolojik kontrolde meme muayenesi(memede kitle ve sıvı gelmesi kontrol edilir) ve tiroid bezi(guatr açısından) kontrol edilmektedir. Senede bir vaginal smear testi yaptırılması önemli bir konudur. Zira cinsel hayatı başlamış olan kadınlarda bu test özellikle rahim dış kanalı kanseri açısından kolay, ucuz bir testtir. Her jinekolojik muayeneye ilaveten jinekolojik ultrasonografi yapılması da önemlidir. Çünkü özellikle klolu kadınlarda rahim ve özellikle yumurtalıkların normal büyüklükte olup olmadığını bildiren en önemli yöntemdir. Kontrollerde hangi testler yapılmalıdır ? Herhangi bir sorun saptanmamışsa senede bir vaginal smear testi ve ultrasonografi muayeneye ilaveten yapılabilir. Menopozda ve 40 yaş üzerindeki kadınlarda senelik mamografi de yapılmaktadır. Özellikle yakınlarında meme kanseri saptanan kadınlarda 30 yaşından itibaren periyodik mamografi yapılması önerilmektedir. Bunun dışında soruna yönelik testler hekim tarafından size önerilecektir. Normal Gebelik ve Doğum Sezaryen-Vakum-Forseps ile Doğum Gebelik İzlemi Gebelikten Korunma Yöntemleri Doğum Kontrol Hapları Myoma Uteri Endometriozis Sancılı Adet Görme Akıntılar Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Kısırlık Menopoz Jinekolojik Kanserler Tüp Bebek Kısırlık, Tüp Bebek ve Endoskopi ile ilgili merak edilenler Kadın Hastalıkları ile ilgii sıkça sorulan sorular Gebelik ve Doğumla ilgili sıkça sorulan sorular Kordosentez Histerosalpingosonografi Bazı tıbbi görüntüler Gebelikte Fetal Kalınlık Ölçümü Kadın Hastalıklarının Kapsamı Gebelikte üçlü tarama testi Kürtaj Rahim Ağzı Yaraları Aşırı Tüylenme Hamilelik Döneminde Egzersiz
__________________
Kimine Göre Forum, Bize Göre AiLe... Yanlis Hayat Dogru Yasanmaz... !
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| kadin, sagligi |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Dis ve Agiz Sagligi | NuRiYe | Saglık | 62 | 25.11.2009 12:33 |
| kadin alisverisi | AsMin | Fıkralar | 0 | 25.10.2009 00:37 |
| Cizgifilm Kahramanlarinin Cocuk Ruh Sagligi Üzerindeki Etkisi | NuRiYe | Anne ve Bebek | 1 | 17.02.2009 11:31 |
| Kadin Dili. | ALYAZMALIM | Yerli Kitaplar | 1 | 05.02.2009 13:55 |
| Ruh Sagligi | NuRiYe | Saglık | 2 | 18.01.2008 20:53 |