Home About Contact
Delikanlim.Net Forum / Paylaşımın Yeri




Delikanlim.Net'e hoşgeldiniz Tiklayin Chat yerimizde hem sohbet edin hemde Radyo Delikanlim dinleyin
Cevapla
Alt 04.06.2009, 18:23   #51 (permalink)
Moderatör
 
MeLtem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: Almanya
Mesajlar: 4.021
Tecrübe Puanı: 9
MeLtem iyi bir yolda
Standart

ViRANSEHiR

Eski bir Hitit şehri olan Viranşehir M.Ö.2750 yılından itibaren tarih sahnesinde yerini almıştır.İlçenin tarihi her ne kadar M.Ö.2500-3000 yıllarına kadar inmekteyse de Karacadağ’ın imbik imbik süzülen sularının canlandırdığı arazi ve çok verimli ovası ve bulunan yeni mezar taşlarını dikkate aldığımızda, ilçe tarihinin ilk insanların tarihine kadar uzanacağı tahmin edilmek- tedir.Şehrimiz,tarihi ipek yolunun üzerinde yer alışı ve çok verimli bir ovaya sahip olması nedeniyle ticaret ve tarım alanında yukarı Mezopotamya’nın önemli bir merkezi olmuştur.Bu konumundan dolayı eski devirlerde bir çok saldırılara,istilalara maruz kalmıştır.Bu istilalar, M.Ö.275’ten başlayarak 16.asıra kadar devam eder.
M.Ö.1900 yıllarında Viranşehir’i bir Hitit şehri olarak görüyoruz. Hititler,bu şehri Asurilere bağlı beyliklerin elinden almıştır.Burası bir ara Lidya Kralı Krezos’un idaresinde kaldı.Şehir M.Ö.4.asırda tekrar Hitit imparatorluğuna dahil edildi.Arzana adlı bir beyliğin hükümet merkezliğini de yapan Viranşehir,M.Ö.1115’te Asurluların eline geçti.Asurlular Sami kökenli bir milletten oluşmakta idi..Daha sonra Viranşehir, İranlıların egemenliğine girer (M.Ö.521-485).Makedonyalılar(M.Ö.336-323) ardından da Selefkosları ve nihayetinde Romalıları (M.Ö.173)Viranşehir’de görüyoruz. Özetle şehir,milattan önceki tarihinde Hurri-Mitanni,Asur,Arami,Med,Pers , Keldani ve Roma(Bizans)medeniyetlerini gören şehir, milattan sonra ilk dönemlerde İran-Roma arasındaki daimi çekişmeye meydan olmuştur.Hicret’e kadar (M.S.623) bu çekişmenin içerisinde bulunan Viranşehir, hicretten sonra güneyden gelen İslam ordularının Komutanı Ganem tarafından fethedilir.Şehir bir ara Hamdanilerin eline geçtiyse de(M.S.873) Abbasiler, Mü’tezit komutasında tekrar Viranşehir’i fetheder. (M.S.894) Melikşah zamanında Selçuklular Devletine bağlanan Viranşehir zaman zaman Bizans,Selçuklu,Arap,İran ve Artuklular arasında el değiştirmiştir.M.S.1071 ‘de Selçuklular,1108’de Mardin Artukluları1202’de Musul Atabeyi Nurettin Zengi tarafından fetih edilir.

13.Asra gelince Viranşehir’de bir fetret devri yaşatan Hülagular’ın işgalı başlar(1258).Yaşmut’un komutasındaki bu ordu,şehri talan eder.Hülagular,şehri harap turab ettikten sonra Mardin’e çekilirler. M.S.14.yy’ın 2.yarısında ise(1367 yılı) Artuklular’ı Viranşehir’de görüyoruz.Viranşehir’de yine ikinci büyük fetret ,Timur’un burayı işgaliyle başlar(1400).Hülagular’ın etkisinden kurtulan şehirde yine taş üstünde taş bırakılmamış.Büyüklerimizin Viranşehir için “yedi defa depremden yıkılması “ rivayeti aslında Timur’un ve Hülagu’nun istilasıdır.Çünkü Timur tarihin en büyük katliamını burada yapmış, 40 bin nüfuslu şehir,(Yine bir rivayete göre Timur “Taş üstünde taş,omuz üstünde baş bırakmayacağım” sözünü burada söylemiştir.)insan ve kent görünümünden başka her şeye benzemiştir. Viranşehir, daha sonra Akkoyunlu , Karakoyunlu ,Arap ve İran’lıların (Sasaniler) arasında el değiştirdikten sonra1516 yılında Osmanlı egemenliği altına girmiştir. Kanuni Sultan Süleyman zamanında şehir, (1535 ) Diyarbakır’a bağlı mutasarrıflık olarak yönetilmiştir. IV.Murat’ın Irakeyn seferini yaptığı sırada “buradan geçerken Eyyüp Peygamberin mezarını rüyasında görmesi üzerine”padişah tarafından Eyyüp Peygamberin mezarı şimdiki Eyyüpnebi adı verilen Beldemizde bulduruldu.Osmanlı İmparatorluğunun gerileme döneminde Viranşehir ve çevresinde alabildiğince başıboşluklar oluşmuş,güçlü olan aşiretler kendilerinden güçsüz olan aşiretleri bir nevi haraca bağlamıştır.Bu durum 1890 yılına kadar devam eder.Sultan II.Abdulhamid’in tahta geçmesi ve IV.Ordu Komutanı Maraşal Zeki Paşa ve Valilerin aşiret reisleri ile kurdukları yakın ilişkiler sonucu 1890 yılından itibaren “Hamidiye Alayları” kurulmaya başlamıştır.Viranşehir çevresinde önemli bir nüfusa sahip olan Milli aşireti reisi İbrahim Paşa himayesindeki güçlerle Hamidiye alaylarına katılarak Milli Aşireti aşireti gönüllü olarak Balkan savaşlarına katılmıştır.1919 yılına gelindiğinde Viranşehir’de bulunan ve Hamidiye Alaylarından oluşan IV.tümen Kafkas cephesine kaydırılmıştır.
Fransızların Urfa’nın işgalini fırsat bilen Milli Aşireti yeni kurulan TBMM ‘ne karşı isyan başlatmış,bu isyan 8 Haziran 1920 yılında Viranşehir’de bastırılmıştır. İlçemiz ; Sümer, Hitit ve Asurlular döneminde “TİLLA, TELLA, TİLLİ” Romalılar döneminde “CONSTANTİNA” , İslam Uygarlığı döneminde ise ”TELL-MEVZELAHT, TEL-MEVZEN , TEL-MUZİN , TİLMUZ ve ÖRENŞEHİR “ isimlerini alan şehir,tarihte çok yıkılıp yakıldığı için şehre harap anlamına gelen “VİRAN” kelimesi eklenerek “VİRANŞEHİR”ismini almıştır.Uzun bir süre İlçe statüsünde kalan Viranşehir, kısa bir süre nahiye olduysa da,1908 yılında tekrar İlçeye dönüştürülmüş ve 1924 yılından beri Şanlıurfa’ya bağlı bulunmaktadır.
__________________
Ya Sen SevgiLim..Ummadigim Kadar Beni Cabuk Unutursan...
MeLtem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.06.2009, 18:23   #52 (permalink)
Moderatör
 
MeLtem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: Almanya
Mesajlar: 4.021
Tecrübe Puanı: 9
MeLtem iyi bir yolda
Standart

Şanlıurfa Viranşehir ilçesinde, Viranşehir-Şanlıurfa karayolunun 9.km.sinde bulunan Çemdin Kalesi MS.II.yüzyılda Romalılar tarafından yapılmıştır. Bizanslılar, Araplar, Akkoyunlular tarafından da kullanılan kale birkaç kez el değiştirmiş, onarılmış ve genişletilmiştir.
Viranşehir’de yüksek bir tepe üzerinde bulunan kale sert kalker taşından yapılmıştır. Çevresindeki kayalıkların içerisi oyularak buradan da yararlanılmıştır. Kaleyi çevreleyen sur ve burçlar beyaz kesme taştan yapılmış, iç kısımlar moloz taş ve dolgu malzemeleri ile doldurulmuştur. Sur duvarları 3-4 m. kalınlığında olup, 8-10 m. aralıklarla, 13-14 m. yüksekliğinde burçlarla takviye edilmiştir. Çevresinde içerisi su dolu olan 5 m. derinliğinde ve 5 m. genişliğinde de bir savunma hendeği yapılmıştır.
Kalenin doğu ve batı yönünde iki kapısı bulunmaktadır. Bu kapıların önünde de su hendeğinin üzerine konulan iki seyyar köprüye yer verilmiştir. Günümüzde iyi bir durumda olan kalenin içerisinde yapı kalıntıları bulunmaktadır.
__________________
Ya Sen SevgiLim..Ummadigim Kadar Beni Cabuk Unutursan...
MeLtem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.06.2009, 18:24   #53 (permalink)
Moderatör
 
MeLtem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: Almanya
Mesajlar: 4.021
Tecrübe Puanı: 9
MeLtem iyi bir yolda
Standart

Aslanbaba Türbesi

Viranşehir-Ceylanpınar Karayolunun 14.km’sinden batıya doğru 3.km’de bulunan bu türbe yöre halkı tarafından yoğun bir şekilde ziyaret edilmekte ve adak adanmaktadır.İnsanlarımız Türbe ziyaretinin yanı sıra burayı mesire yeri olarak ta kullanmaktadır.
Bu türbe, bir rivayete göre ünlü Selçuklu hükümdarı II.Kılıçarslan ,diğer bir rivayete göre de aslen Hatay ilinden olan keramet ve keşiflerin sahibi Seyyah,ermiş, Aslanbaba namında büyük bir zatın türbesidir.

Türbe hakim bir yamaçta olup, çevresi ağaçlarla kaplıdır. türbe ziyaretinin yanı sıra türbenin çevresindeki ağaçlık alan halk tarafından mesire ve piknik yeri olarak yoğun bir şekilde kullanılmaktadır.
__________________
Ya Sen SevgiLim..Ummadigim Kadar Beni Cabuk Unutursan...
MeLtem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.06.2009, 18:24   #54 (permalink)
Moderatör
 
MeLtem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: Almanya
Mesajlar: 4.021
Tecrübe Puanı: 9
MeLtem iyi bir yolda
Standart

Çemdin Kale (Eskikale)

Viranşehir-Şanlıurfa Karayolunun ,25.Km’sinden yolun güneyine sapan stabilize yolun 9.Km’sinde bulunan Çemdin kalesi Romalılar tarafından inşa edilmiştir.Kale,konumundan dolayı birkaç kez el değiştirmiş ve çeşitli uygarlıklar tarafından genişletilerek restore edilmiştir.Bazı kaynaklarda bu kalede üç medeniyetin izleri bulunduğu ifade edilmektedir.
Kale,yüksek bir tepede sert kalker taşlarından inşa edilmiştir.Kale ve çevresindeki kayalık alanlar oyularak mesken haline getirilmiştir.oniki burç ve iki gözetleme kulesinden yapılmış olan bu kalenin sur ve burçları,beyaz kesme (kalsit) taşlarla örülmüş,iç kısımları dolgu malzemesi ve harçla doldurularak 3-4 metre kadar kalınlaştırılmıştır.Surlar 8-10 metre,burçlar ise 13-14 metre yüksekliğindedir.Kalenin etrafında savunma amaçlı yapılmış ve içi sürekli su ile dolu olan 5 metre derinliğinde ve 5 metre genişliğinde bir savunma hendeği vardır.Kalede biri doğuda diğeri batıda olmak üzere iki kapı bulunmaktadır.Bu kapıların önünde ve savunma hendeğinin üzerinde kaleye geçit veren iki seyyar köprü bulundurulurdu.Kale korumaya alınmamış olmasına rağmen halen tarihi tazeliğini korumakta ve gezilip görülmeye değer tarihi bir miras arz etmektedir.
Bu kalenin çevresinde kale ismi ile anılan bir köy bulunmaktadır.Nüfusu üçyüzü aşan köy halkının önemli bir kısmı halen bu meskenlerde yaşamaktadır.Kalenin çevresinde bulunan bu yapay mağaraların tümünün aslında tüneller halinde birbirleri ile bağlantısı bulunmaktadır.Ancak bu meskenlere yerleşenler bu tünelleri kapatarak kullanmaktadırlar. Köy sakinleri bu yapay mağaralara elektrik bağlayarak ve buraları perdelerle odalara bölerek kullanmaktadırlar.Bu yapay mağaralar yazın oldukça serin ve kışın ise sıcak olmaktadır.Tepenin yamacında bulunan bu meskenlerin yanına gelinmeyene kadar fark edilmemektedir.Bu meskenler,köye gelen ziyaretçilere otantik-mistik bir tablo sergilemektedir.
__________________
Ya Sen SevgiLim..Ummadigim Kadar Beni Cabuk Unutursan...
MeLtem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.06.2009, 18:24   #55 (permalink)
Moderatör
 
MeLtem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: Almanya
Mesajlar: 4.021
Tecrübe Puanı: 9
MeLtem iyi bir yolda
Standart

Eyyüpnebi Türbesi

EYYÜPNEBİ BELDESİ VE EYYÜP PEYGAMBER’ İN TÜRBESİ
Viranşehir’in Kuzeybatısında olup, Viranşehir-Şanlıurfa Karayolunun 6. Km’ sinden kuzeye sapılarak 15 km’lik asfalt yol ile Eyyüpnebi Köyüne ulaşılır. Burada; Hz. Eyyüp Peygamberin , Hz. Rahime’nin ve Hz. Elyasse peygamberin türbeleri bulunmaktadır. Bu köy Hz. Eyyûb’un adı ile anılmaktadır Türbeler bakımsız ve harap halde iken 1992 yılında Şanlıurfa Valiliği tarafından başlatılan restorasyon çalışmaları ile türbeler ve çevresi tümüyle orijinalliği korunarak yeniden inşa edilmiştir. Bu türbeler Karayolu ile Hicaz’a giden hacıların tavaf ettiği kutsal türbelerdir.Bu kutsal mekanlar çevre il ve ilçelerden her gün,özellikle Cuma günleri ve bayram arifelerinde ziyaretçi akınına uğramaktadır. Şanlıurfa Valiliğince başlatılan ve Turizm Bakanlığınca desteklenen proje tamamlandığında önemli bir ziyaret ve uğrak yeri olacağı kesindir.Bu mekanların bulunduğu Eyyüpnebi Köy 1998 yılında belde haline getirilmiştir.
HZ.EYYÛB’UN TÜRBESİ:Eyyubnebi Köyünde camiinin güneydoğu köşesine 15-20 m mesafede olan makam. Buradaki makamın üzerine kubbeli bir bina yapılmış ve ziyaret edilmektedir.Özellikle Arife ve bayram günleri büyük ziyaretçi kalabalığı oluşmaktadır.
HZ.RAHİME TÜRBESİ: Eyyubnebi Köyü höyüğünün kuzey-batı yönünde,höyüğe 50 m mesafedeki Makam Hz.Eyyub’un hanımı Hz. Rahime’nin türbesi olarak ziyaret edilmektedir.
HZ.ELYESA TÜRBESİ: Hz.Eyyub Türbesinin güneybatısında köye 500 m kadar mesafedeki makam Hz.Elyesa türbesi olarak bilinmektedir. Hz.Eyyub’u ziyarete geldiğinde ona ulaşamadan o mevkide vefat ettiği rivayet edilmektedir..
HZ EYYUP PEYGAMBER VE VİRANŞEHİR
Hz. Eyyüp(a.s) milattan önce 1263’te Şam ile Ramle arasında dünyaya geldiği rivayet edilir. Hz. İshak’ın neslindendir. Hanımı Hz. Rahime ise Hz. Yusuf'un torunudur. Gençliğinde güzel huyu ve dürüstlüğü tartışılmazdı. Kutsal Kitaplarda övülen Allah’ın bizzat Vahyi ile şereflendirilen bu aziz peygamber de, diğer peygamberler gibi peygamberliğin merhamet, şefkat, mizaç misafirperverlik, cömertlik ve şükürle vasıflandırılmıştır.

Allah tarafından bir kula verilebilecek nimetlerin en büyüğüne nail olmuştur. Allah’u Teala Hz. Eyyub’e dedesi Hz. İshak’ın duası ve bereketi ile çok mal ve servet verdi. Sürülerle hayvanlar, bağlar, bahçeler ve çok evlat ihsan etti. O bu ihsanlara ibadetle karşılık verdi.
İblis kıskandı ve Allah’a: “Yarabbi! Eyyub'un ibadeti çoktur. Lakin hangi kul vardır ki sen bu kadar nimet veresinde ibadet etmemiş olsun. Beni onun malı üzerine musallat kıl; ta ki onun bütün malını helak edeyim. O zaman senin nimetine nasıl küfran edeceğini gör” dedi. Allah’ta “ya mel’un elinden ne gelirse işle” diye iblise ruhsat verdi. İblis evvela Eyyub'un malını helak etti. Eyyup sabır etti, sonra yine Allah’ın ruhsatıyla eyyub’un çocuklarına musallat olarak bulundukları evi başlarına yıkıp helak olmalarına sebep oldu. Hz. Eyyub yine sabır etti. iblis bu defa Eyyub’un şahsına musallat olmak istedi. Eyyub secdedeyken iblis yeraltından gelip ağzına üfledi. İblisin nefesi sabır peygamberinin bütün vücudunu ateş gibi yakıp kıpkırmızı etti. Hz. Eyyub’un başından gözlerinden dilinden ve yüreğinden başka sağlam bir yeri kalmadı. Büyük derde belaya düştü Eyyub yine sabır etti. Belası arttıkça sabrı da arttı. İblis son defa Hz.Eyyub’un hanımına da musallat olmak istedi yine muvaffak olamadı. Nihayet Eyyub peygambere iman etmiş olan üç kişi bir gün onu ziyarete geldiler. Ve dediler ki “eyyub ki bu kadar derde müptela oldu; bunca zamandır Allah’tan bir yardım ve merhamet yetişmedi. Öyle görünür ki Allah bundan vazgeçmiştir. Yoksa bela son bulurdu” dediler. Eyyub bunu işitince çok incindi, Allah’ın kendisinden vazgeçme ihtimali onu çok üzdü. Allah’a yalvardı Allah merhamet etti. Allah’u Teala ona “ayağını yere vur su çıksın” dedi. Eyyub ayağını yere vurdu, yerden latif bir su çıktı, onunla yıkandı ve o sudan içti sonuçta bütün dertlerinden kurtuldu.

İşte bu olayların geçtiği yer genel bir ittifakla Şanlıurfa il merkezi ve ilçemizin Eyyubnebi beldesidir.
Şanlıurfa il merkezinde bulunan Hz. Eyyub Peygamberin çile çektiği mağara, Eyyub Peygamber makamı olarak ziyaret edilmektedir.
Sabır Peygamberi Hz. Eyyub’un mübarek türbesi ilçemize bağlı Eyyubnebi beldemizdedir.
Hz. Eyyub’un Hasta iken sırtını yasladığı küresel bazalt taş (bu taş sabır taşı olarak adlandırılır.) ilçemize bağlı eyyubnebi beldemizdedir.
Hasta iken suyundan içtiği, suyu ile yıkandığı ve hastalıklardan Arileştiği(süt kuyusu olarak adlandırılır.) kuyu eyyubnebi beldemizdedir.
Zevcesi Hz. Rahime’nin türbesi Eyyubnebi beldemizdedir.
Oğlu hamvel ve bışır’ın türbeleri eyyubnebi civarındaki tılgören (yollarbaşı) köyündedir.
Eyyubnebi civarındaki Gırlavuk(Arısu) köyünde de Hz. Eyyub’un bir oğlunun türbesi bulunmaktadır.
HZ. ELYESSA’ PEYGAMBER
Hz. Elyessa Şam tarafından yola çıkarak Allah’ın sevgili kulu olan sabır timsali Hz. Eyyub’u ziyaret etmeye gelir. Uzunca günler yaya olarak yol yürüdükten sonra Hz. Eyyub’un bulunduğu köye oldukça yaklaştığı sırada iblis insan kılığına girerek onun önüne çıkar ve nereye gideceğini sorar. Hz. Elyessa Eyyüb Peygamberi ziyaret etmeye gideceğini ve aylardır yol yürüdüğünü söyleyerek yolunun daha çok kalıp kalmadığını İblis’ten sorar. İblis” Bu halinle sen nere Eyyub Peygamberin bulunduğu köy nere? Geldiğin yol kadar yolun var der. Halbuki Hz. Elyessa Hz. Eyyub’un bulunduğu köye oldukça yaklaşmıştı. Yorgun ve bitkin bir durumda olan Hz.Elyassa daha fazla yol gitmek için kendisinde takat bulamayınca Allah’a “Ya Rabbi! Ben yorgun ve bitkin bir durumdayım,emanetini benden al.” Diye dua eder.Elindeki asasını yere batırdıktan sonra Allah’ın rahmetine kavuşur.Yere batırmış olduğu asası türbesinin başında bir ağaç olarak yeşerir. Hz. Elyessa’nın türbesinin bulunduğu yerdeki ağaç 1990 li yıllara kadar yaş iken sonradan kurumuş olup bu türbe restore edildikten sonra da ağacın bu kütüğü mezarın yanında muhafazaya alınmıştır. İşte Eyyubnebi beldemizde tepenin bir yamacında Hz. Eyyub diğer yamacında da onu ziyarete gelen Hz. Elyessa peygamberin mezarlarının birbirine anlamlı bakışlarını ve duruşlarını görüyoruz.
Yukarıda bahsedilen bu mübarek türbeler, IV.Murat’ın Irak seferini yaptığı sırada “buradan geçerken Eyyüp Peygamberin mezarını rüyasında görmesi üzerine”padişah tarafından Eyyüp Peygamberin mezarı şimdiki Eyyüpnebi Beldemizde bulduruldu. 1992 yılında Şanlıurfa valiliği tarafından bu mübarek türbeler restore edilerek koruma altına alındı.
TILGORAN KÖYÜ(Yollarbaşı ):Eyyubnebi Köyünün güneyinde 5 km mesafedeki höyüklü köy.Bu köy höyüğü ile tarihi bir köydür.Adı “mezarlar” höyüğü anlamına gelmektedir.Höyüğün doğu yönünde ve hemen dibinde bir mezar mevcuttur.Bu makam,Hz.Eyyub’un oğlu Hamvel’ın mezarı olarak ziyaret edilmektedir.
GIRLAVIK KÖYÜ:Eyyubnebi köyünün kuzeyine düşen bu köyde de Hz.Eyyub’un bir oğlunun mezarı olarak ziyaret edilen bir yer mevcuttur.
__________________
Ya Sen SevgiLim..Ummadigim Kadar Beni Cabuk Unutursan...
MeLtem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.06.2009, 18:25   #56 (permalink)
Moderatör
 
MeLtem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: Almanya
Mesajlar: 4.021
Tecrübe Puanı: 9
MeLtem iyi bir yolda
Standart

Kızlar Sarayı;Viranşehir-Şanlıurfa Karayolunun 29.Km’sinden güneye doğru 20 Km mesafededir.Kızlar sarayı tepelik bir yer olup kalkerli kayadan oluşur ve geniş bir alanı kaplamaktadır.Kaylıkların güney kısmında kalkerli kalsit taşlardan sarayın kalıntıları halen bulunmaktadır.Sarayın altında yer altı çarşısı bulunmakta olup kapısı ve havalandırmaları da mevcuttur.
Hanefiş(Akkese ) kilise ve Mağaraları;İlçemizin Kırlık Köyünden güneye doğru 6.km’de bulunur.Bu kilise ve mağaralar, dere ağzındaki kayaların oyulmasıyla yapılmıştır.Kilisenin girişinde çeşitli hayvan kabartmaları bulunmaktadır
__________________
Ya Sen SevgiLim..Ummadigim Kadar Beni Cabuk Unutursan...
MeLtem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.06.2009, 18:25   #57 (permalink)
Moderatör
 
MeLtem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: Almanya
Mesajlar: 4.021
Tecrübe Puanı: 9
MeLtem iyi bir yolda
Standart

Roma imparatoru Hadrianus’un Nil nehrinde boğulan sevgilisine hitaben yaptırmış olduğu rivayet edilen bir tapınaktır .Bazalt kesme taşları ile 14 ayak üzerine iki katlı olarak inşa edilen tapınak, Bizans döneminde kiliseye dönüştürülmüş, Timur’un şehri fethi sırasında harap edilmiştir.Tapınağın planı altıgen bir yapıdaydı.Tapınak bazalt taşlarla inşa edilmiştir.Ortası altıgen planlı talas tipinde olan tapınağın kültür Merkezi de mevcuttu.Yine bu mekanın dışında aynı planlı dairesel bir galeria mevcuttu.Bu galeriadan ortadaki talas mekana iki kapıdan girilirdi.ortadaki talas mekan üzeri açık , tek katlı kutsal bir mekandı.Galeria kısmı ise iki katlı olup birinci kat ,ortadaki talas yapı ile aynı yükseklikte idi
Dini ayinler talas mekanın içinde yapılırken galerianın üst katında da bu ayin izlenebilmekteydi. 1900’lü yılların başında halk arasında dikme olarak adlandırılan tapınak ayaklarından 8 tanesi ayakta olmasına rağmen günümüzde sadece 1 dikmesi kalmıştır.Ayakta kalan bu dikme,iki katlı bir mimariye destek olarak yapıldığı izlenimini vermektedir. Şehir merkezinde bulunan bu yapı Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından korumaya alınmıştır.
__________________
Ya Sen SevgiLim..Ummadigim Kadar Beni Cabuk Unutursan...
MeLtem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.06.2009, 18:25   #58 (permalink)
Moderatör
 
MeLtem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.01.2008
Nerden: Almanya
Mesajlar: 4.021
Tecrübe Puanı: 9
MeLtem iyi bir yolda
Standart

__________________
Ya Sen SevgiLim..Ummadigim Kadar Beni Cabuk Unutursan...
MeLtem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05.06.2009, 01:36   #59 (permalink)
Çömez Delikanli Üye
 
lukas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08.10.2008
Mesajlar: 20
Tecrübe Puanı: 0
lukas iyi bir yolda
Standart



















bu resimlerde benden olsun birecik
lukas isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.07.2011, 16:54   #60 (permalink)
Paylaşım için teşekkürler
 
{{DELIKANLIM}} - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.01.2008
Nerden: Berlin/Almanya
Mesajlar: 1.609
Tecrübe Puanı: 1000
{{DELIKANLIM}} iyi bir yolda
Standart

Peygamberler şehrinde bir gün...


"Avluda masama konulan mumun ışığında iki elimi çenemin altında kavuşturup başlıyorum içimden konuşmaya... Anladım diyorum; neden beni buraya gönderdiğini anladım"

ATEŞTEN GÜLE URFA’DA 24 SAAT…
Kulağımda henüz arkamda bıraktım uçağın gittikçe yavaşlayan motor sesi, yüzümde çok erken bir saat olmasına rağmen güneşin tanımadığım bir coğrafyadan yansıyan ilk yakıcı sıcaklığı… biraz ürkek ama nedenini bilmediğim de bir gururla adım atıyorum modern görünümlü tertemiz GAP Şanlıurfa havaalanının apronunda…. Saat henüz 09 bile olmamış ama termometre 31 dereceyi gösteriyor, günden bana ne kalacak diye düşünüyorum?
Şanlıurfa’nın en bilinen ve büyük aşiretlerinden Beski aşiretinin davetlisiyim. Ülke TV’yi temsilen Uluslar arası Urfa-Kerkük Dostluk Platformu’nun düzenlediği etkinliğe katılacağım.

Burası Mezopotamya
Alandan şehir merkezine doğru giderken küçük bir kız çocuğunun heyecanıyla soruyorum “Reşit bey o ağaçlardaki şeyler ne?” Cevap beni çok daha heyecanlandırıyor… “Onlar fıstık” diyor Büyükfırat ailesinden Reşit.
Benden ikinci soru geliyor en masumane halimle “Aa fıstık böyle üzüm gibi ağaçta mı yetişiyor?” Başlıyor anlatmaya: Buralarda bu gördüğünüz bütün ağaçlar fıstık ağacıdır ufak göründüklerine bakmayın 10-15 yaşında vardır hepsi. Zamanı geliyor… Ağustos’ta dalından yersiniz. Aralarda gördükleriniz de üzüm bağlarıdır” diyor.



Toprağın güzelliği, güneşin sıcaklığı ilk anda etkiliyor beni. Adım adım şehre yaklaşırken tek isteğimin güzel bir çay içmek olduğunu söyleyince Dr. Reşit tebessüm ederek veriyor cevabımı “buralarda en güzel çayı içersiniz”.. Organizasyonun fikir babası, sponsoru Hüseyin Büyükfırat karşılıyor; gitmemiz lazım diyor Balıklı Göl’e.. Alnımda boncuk boncuk ter birikmeye başlamışken hadi o zaman diyorum ‘gidelim’. Benim için kendimi keşif de işte o an başlıyor.



24 Saatlik Urfa yolculuğunun günler öncesinde başlayan işlerin aksi gitme silsilesi, öfke ve hüzün duygularını da yanına katarak her şeyi bırakıp gitme isteğiyle ruhumu sarmış ve daraltmıştı. Bilmedik bir diyara gitmeyi istiyor ama basiretim bağlanmış gibi koskabından çıkamıyordum bir türlü..Ta ki buraya gelene kadar!



Pek de aşinâ olmadığım yakınlıkla kaplar dolusu yemi balıklara verdikten sonra, gölün kıyısında bir masaya oturuyor gelecek ‘kaçak’ çayı içmenin hayalini kuruyorum. Malum ne havaalanlarında ne de uçaklarda demleme çay bulunmuyor; haşlanmış kağıt kokusuna karışan yalancı çaylar benim gibi tiryakileri de pek kesmiyor! Bir bardak…bir bardak daha… ve bir bardak daha… Büyükfıratlar tebessüm ediyor benim çayla samimiyetime. Bu samimiyete taze çıtır simit de katılınca keyif başkalaşıyor. 7-8 yaşlarında bir erkek çocuk getiriyor simitleri parasını alıyor geri geri giderek saygıyla yanımızdan uzaklaşıyor, gözlerime bakmadan. Çocuktaki tavıra bakarak işte diyorum aşiret yapısıyla ünlenen bu şehirde ilk gözlemim! Herkes çok saygılı. En küçükten en büyüğe kadar.

Bu şehir boşuna ‘peygamberler şehri” değil
Çayları içip sıra sohbete gelince poşum satıcı tarafından büyük bir ustalıkla bağlanıveriyor başıma, atıveriyorum bir ucunu omzumdan aşağı.. Büyükfırat’lar anlatırlarken bu şehrin ehemniyetini ben sol yanımda yükselen tepeye gözümü dikmiş bakıyorum.. Çayımdan bir yudum alıyorum.. yutamıyorum.. tarifi zor bir duygu tüm ruhumu ve bedenimi sarıyor. Gözümü o tepelikten alamıyorum, yaşlar süzülürken kendimi durduramıyorum..dakikalarca akan yaşlarla içim aydınlanıyor. Ağzımdan çıkan sözcükler ev sahiplerini çok mutlu ediyor.. “Başka, burası çok başka”.

Urfa Çarşısı, takıcılar, baharatçılar ve… ciğer
Otelde diğer misafirlerle tanışıp gün içinde yapılacakları ve akşamki programı netleştirdikten sonra başlıyor şehir gezim.. İlk adımda gittiğim yer Hz. İbrahim a.s’ın doğduğu mağara, öyküsünü beni televizyondan tanıdığını söyleyen şivesi nedeniyle dediğini anlamakta zaman zaman zorlandığım 6-7 yaşlarındaki çocuktan dinleyip anlamaya çalışıyorum.



Mübarek mekanı ziyaret ettikten sonra kulağımda her yerden yükselen İbrahim Tatlıses’in sesi eşliğinde meşhur çarşıya adım atıyorum. Demlenen çay kokusuna karışan baharat kokusu mistik bir hava veriyor.. Takıcılar, baharatçılar, kumaşçılar, türlü türlü ev aletleri satan dükkanlar, açıkta torbalarda satılan tütünler bana film karelerini hatırlatıyor.



Bu gezide bana eşlik eden yine aynı aileden bu defa yeğen Hasan ve küçük Sait’le epeyce yorulup susadıktan ve alış veriş yaptıktan sonra bir ciğercinin önündeki küçük ahşap tabureye adeta çökercesine oturuyorum. Başımdaki poşunun omzumdan aşağı sarkan ucuyla ara ara alnımdaki teri siliyorum. Tereddütlüyüm bu sıcakta bu saatte bu ciğer yenir mi acep diyorum. Yenirmiş.. üstelik tadı da damakta kalırmış!
Yorgunluk ve sıcaktan bunalmış vaziyette otele vardığımda biraz dinlenip akşamüstü açılışı yapılacak sergiye ve Urfa-Kerkük mutfağının tanımadığım lezzetlerine kendimi teslime karar veriyorum.
Birbirinden değerli ve güzel tablolar sergilenirken, ortalıkta dolaşan insanlar biraz ürkek ama hep aynı saygıyla bakıyorlar bana. Organizasyonun Kerkük ayağından sorumlu olan Kerküklü yazar Şemsettin Küzeci’nin eşi yemek işinin başında. Çevrem bir anda Halil İbrahim sofrasına dönüyor, herkes bir şeyler getiriyor ve ben kendimi az biraz da hanım ağa gibi sanmaya başlıyorum!. Yemekler muhteşem, ama daha muhteşemi onları sevgiyle imece usulüyle yapan kadınların elleri. Her dakika daha çok seviyorum bu şehri, her dakika içimdeki kasvetten kurtuluyor, iyiki de geldim diyorum.
Akşam sahneye çıkacak Urfalı ve Kerküklü yerel sanatçıları ve onların okuyacakları türkü-gazel, hoyratları merak ediyorum. Kendimi hazırlamak için de için için mırıldanıyorum “altın hızma mülayim seni Hak’tan dileyim, yaz günü Temmuz’da sen terle ben sileyim”.. Açılış bitiyor henüz akşama vakit var, aklım boğazımın düğüm düğüm olduğu yerde Balıklıgöl’de o tepede…
Dr. Reşit’in eşi Banu arkadaşlık ediyor bana varıyoruz aynı mekana.. başlıyoruz koyu bir sohbete ama kalpten kalbe, gözden göze.. çevirip başımı bakıyorum sol yanımda yükselen tepeye akıyor yaşlar hiç sormadan ve durmadan dakikalarca.. Soluğum neredeyse kesilmiş halde ruhumu saran iklimden bir an sıyrılıp Allah aşkına ne var bu toprakta o tepede diyorum.
Başlıyor Banu kardeş anlatmaya, “orası diyor Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı yer ve orası diyor Cebrail a.s’nin o mübarek soruyu sorduğu yer ve diyor orası ateşin gül bahçesine döndüğü yer.
Sükunetle akan yaşlar coşuyor.. çevremin bakışlarına aldırmadan ağladıkça ağlıyor, şükrediyorum.
Ağır ağır ama hiç istemeden ayrılırken oradan anlamaya başlıyorum buraya neden geldiğimi.

Hoyratlar, gazeller, türkülerle Sıra Gecesi
Sıra gecesinin coşkusu yerini gözlerden adeta akan uykuya bıraktığında Dr. Reşit görmeniz gereken bir yer daha var diyor.
Hz. Eyyub’un sabır makamı. Saat gece yarısını çoktan geçmiş. Yavaş yavaş Urfa caddelerinden geçiyor ve gecenin karanlığında nurlu bir ışıkla aydınlanan Camiye geliyoruz.



Her taraf yemyeşil, her taraf gül bahçesi her tarafta su var… kanallarda oynaşan balıklar serin sular şadırvanlar bana peygamberler şehrinde olmanın ne demek olduğunu hissettiriyor.

Yâ Sabır.. sabır..sabır…
Hafif ürpererek Hz. Eyyûb’un Sabır Makamı’na iniyorum. Daracık ahşap merdivenin basamaklarına çıplak ayaklarım adeta yapışıyor. Tek başımayım. Bir kaya oyuğu, bir mağara.. daracık, alçak ve küçük.. elimde tespih sabır çekiyorum, dua ediyorum.



Şifalı sudan içip elimi yüzümü yıkıyorum. Banu’yla vedalaşıyorum “bir şimşek gibi çaktın hayatımıza” diyor. Kuş gibi hafiflemiş bir halde otele gelince, bir başıma avluya çıkıyorum. Saat epeyce geç, yıldızlar yakın, hava sıcak biraz da nem var.

Taş avluda masama konulan mumun ışığında iki elimi çenemin altında kavuşturup başlıyorum içimden konuşmaya beni Yaradan’la.. Anladım diyorum; neden beni buraya gönderdiğini anladım.
Diyorsun ki; sadece bana güven tıpkı İbrahim gibi, diyorsun ki sabretmeyi öğren tıpkı Eyyûb gibi. Ben ateşi gül bahçesine döndüren ben ayağını vur dediğim yerden şifalı suları asırlardır size sunanım. Korkma hiçbir şeyden!

Şükrediyorum, hep yanımda olduğu için. Şükrediyorum görebildiğim duyabildiğim hissedip yaşayabildiğim için.
Selda Atalay - Haber 7
__________________
Kimine Göre Forum, Bize Göre AiLe...


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYINIZ.]
{{DELIKANLIM}} isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
Şanliurfa

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni konu açabilirsiniz.
Konulara cevap verebiliriniz.
Eklenti ekleyebilirsiniz.
Yazılarınızı düzenleyebilirsiniz.

BB-Kodu Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları Türkiye +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:59 .
Bu sitede vBulletin® Versiyon 3.7.4 Kullanılmaktadır.
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.0
Delikanlim Forum Copyright / Her Hakkımız Saklıdır.

Ranking-Hits Radyo Delikanlim DostYeri BedavaMuzik Facebook üzerinden Delikanlim.Net Chat´e girin