PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : GENÇ PEYGAMBER ve GENÇ DOSTLARI



MeRYeMCe
04-18-2008, 01:02 PM
GENÇ PEYGAMBER ve GENÇ DOSTLARI

Rasûlullah (s.a.v) Medîne'ye geldiğinde 10 yaşındaki Enes'i hizmetine kabul etti ve vefâtına kadar on sene ona bir arkadaş gibi davrandı. Mekke'yi fethettiğinde 20 yaşındaki Attâb bin Esîd'i oraya vâli tâyin etmişti. Hz. Ali'yi, Muâz bin Cebel'i henüz 21 yaşlarında iken, Yemen'e kadı ve öğretmen olarak göndermişti. Vefâtına yakın günlerde, 18 yaşında bir delikanlı olan Üsâme bin Zeyd'i, içinde sahabenin büyüklerinin de bulunduğu bir orduya başkumandan tayin etmişti.

Murat Kaya

Muhammed İkbâl şöyle der: "Ey basîretli insan, bir milletin sermayesi para, gümüş, kumaş, altın değildir. Onun asıl malı ve sermayesi sıhhatli, dinç ve kudretli dimağa sahip, çok çalışkan, cevval ve çevik evlatlarıdır."

Gençlik devresi; insan hayatının en mühim, en hassas ve en problemli dönemidir. Zira gençler; fizîkî ve rûhî yönleriyle; eğitim, öğretim, edep, ahlâk, kültür ve alışkanlıkları bakımından devamlı gelişir, değişir ve tesir altında kalırlar. İstikbal adına ne kazanacaklarsa daha çok bu devrede elde ederler. Kimliklerini, karakter ve şahsiyetlerini bu dönemde oluşturur, iyi veya kötü alışkanlıkları, faydalı veya zararlı bilgileri bu devrede edinirler. Maceraya yatkın ve telkinlere açıktırlar.

Rasûlullah (s.a.v), İslâm'ın yaşanmasında, yayılmasında ve İslâm toplumunun teşekkülünde gençlere çok mühim vazifeler vermiştir. Yerleştirdiği esaslar sayesinde, İslâm gençliği öyle bir seviye ve kıvama gelmiştir ki, ilim, cesâret, güven, takvâ gibi yönlerden âdeta birbirleriyle yarışır hâle gelmişlerdir. Rasûlullah (s.a.v) gençlere güvenmiş ve onlara inisiyatif vermiştir. Bunu birçok hâdiseden açıkça görmekteyiz. Meselâ, Medîne'ye geldiğinde 10 yaşındaki Enes'i hizmetine kabul etti ve vefâtına kadar on sene ona bir arkadaş gibi davrandı. Mekke'yi fethettiğinde 20 yaşındaki Attâb bin Esîd'i oraya vâli tâyin etmişti. Hz. Ali'yi, Muâz bin Cebel'i henüz 21 yaşlarında iken, Yemen'e kadı ve öğretmen olarak göndermişti. Vefâtına yakın günlerde, 18 yaşında bir delikanlı olan Üsâme bin Zeyd'i, içinde sahabenin büyüklerinin de bulunduğu bir orduya başkumandan tayin etmişti.

Rasûlullah (s.a.v), gençlere ehemmiyet verir, onlarla çok yakından ilgilenir ve dillerinden çok iyi anlardı. Bu sebeple etrafındaki müslümanlar da umûmiyetle gençlerdi. (Bkz. Tablo) İslâm için mühim bir dönüm noktası sayılabilecek Akabe Bey'atlerine katılanlar da gençlerdi.

Müslüman olan gençlerin çoğu zengin ve itibarlı âilelerini terk ederek büyük çilelere katlanmış ve ne pahasına olursa olsun Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz'in yanında yer almışlardır. Meselâ Mus'ab bin Umeyr zengin bir âileye mensuptu. Gâyet düzgün giyinir ve en güzel kokuları sürünürdü. Bütün Mekke halkı ona hayrandı. İslâm'ı itirazsız kabul etti. İtibarlı bir kadın olan annesi, Mus'ab'ın müslüman oluşuna razı olmadı, onu eve hapsetti. Mus'ab bir yolunu bulup evden kaçtı ve Habeşistan'a hicret etti. Uhud'da şehit olduğunda naaşının üzerine örtülecek kısa bir gömleğinden başka hiç bir şey bulunamadı. Başı örtülünce ayakları açılmış, ayakları örtülünce başı açık kalmıştı. (Buhârî, Cenâiz, 27)

Sa'd bin Ebî Vakkas (r.a), annesine karşı son derece itaatkâr bir evlât idi. İslâm'a girdiği zaman annesi:

"–Ey Sa'd! Sen ne yaptın? Eğer, bu yeni dîni terk etmezsen, yemin olsun ki, ben yemem, içmem, nihâyet ölürüm. Sen de benim yüzümden «Hey anasının kâtili!» diye kötü bir isimle çağrılırsın!" dedi. Sa'd (r.a):

"–Yapma anneciğim, ben bu dîni hiçbir şey için terk edemem!" deyince, anası iki gün, iki gece yemedi ve iyice kuvvetten düştü. Bunu gören Hz. Sa'd:

"–Anneciğim! Vallâhi yüz canın olsa da hepsi birer birer çıksa, ben bu dîni hiçbir şey için terk edemem, bunu böyle bilesin!.." dedi. Oğlunun kararlılığını anlayan annesi de inadı bırakıp yemeye başladı. (Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, 43-44; İbn-i Esîr, Üsdü'l-Gâbe, II, 368)

Genç yaşında müslüman olan Talha bin Ubeydullah, annesinin kendisine işkence yapmasına rağmen imanında sebat etti. (İbn İshak, s. 125)

Allah Rasûlü'nün, "Her peygamberin bir yardımcısı vardır. Benim yardımcım da Zübeyir bin Avvâm'dır" buyurduğu Zübeyir (r.a), 12 yaşında müslüman olunca, amcası ona işkence yaptı. (Buhârî, Fedâilü's-Sahabe, 13; İbn Hacer, I, 545)

Azılı İslâm düşmanı olan ve Kur'an'da yerilen Velid bin Muğîre'nin oğlu Hâlid bin Velid, Amr bin Âs ve Osman bin Talha, Hudeybiye Musâlahası sonrası müslüman olmuştu.

Medine'de de İslâm'a ve müslümanlara kol kanat gerenler yine gençler olmuştu. Amr bin Cemûh'un oğlu Muâz, babasını müslüman yapıncaya kadar genç arkadaşlarıyla birlikte neler çekmişti. Medine'nin ileri gelenlerinden Fâsık Ebû Amir, İslâm'dan yüz çevirirken oğlu Hanzala müslüman olmuş ve Uhud'da şehit düşmüştü. Münafıkların reisi Abdullah bin Übey'in oğlu Abdullah samimi bir müslüman idi. Es'ad b Zürare, Ukbe bin Âmir ve Avf bin Hâris de genç müslümanlardandı ve İslâm'a en büyük hizmeti onlar yapmıştı.
İyi bir Kur'ân ve Sünnet eğitimi alan ve kendilerine "kurrâ" denilen Ashâb-ı Suffe, gençlerden teşekkül ediyordu ve bunların sayısı 70 ile 400 arasında değişiyordu.

İslâm'ın esas kaynakları olan Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye'ye en çok hizmet edenler de gençlerdi. Kur'ân'ı anlamamıza yardım eden tefsir rivâyetlerini nakleden ve en çok hadis rivayet eden sahâbîler hep gençti. Rasûlullah (s.a.v) Medine'ye hicret ettiğinde, Zeyd bin Sâbit (r.a) 11 yaşında bir yetimdi. Çocukken on yedi sûre ezberlemişti. "Ben de Bedir Gazvesi'ne katılacağım" diye Efendimiz'in huzuruna geldi. Allah Rasûlü (s.a.v) on üç yaşındaki bu çocuğun savaşa katılmasına izin vermedi.

Büyük âlim ve en çok hadis rivâyet eden 2. sahâbî Abdullah bin Ömer (r.a), babası Hz. Ömer'le birlikte müslüman oldu ve onunla birlikte hicret etti. 13 yaşlarında iken Uhud Savaşı'na katılmak istedi; fakat Allah Rasûlü (s.a.v) onun henüz çok genç olduğunu söyleyerek buna izin vermedi.

Yine büyük İslâm âlimi ve en çok hadis rivâyet eden sahâbîlerden Abdullah bin Abbâs (r.a), Efendimiz'in vefatında henüz 13 yaşında idi.

En çok hadis rivâyet eden sahâbîlerden Câbir bin Abdullah (r.a), İkinci Akabe bey'atına katılan 70 kişilik heyetin en genciydi ve 15 yaşlarındaydı.

Peygamber Efendimiz onun odasında vefat ettiğinde Hz. Âişe vâlidemiz henüz 18 yaşındaydı. Ancak o da en çok hadis rivâyet eden sahâbîlerdendi ve âlimlerin bilemedikleri hususlarda müracaat kaynağıydı.
Abdullah bin Zübeyr (r.a) 7 veya 8 yaşlarında iken babası Zübeyr'in yanında gelip Peygamber Efendimiz'e bey'at etmişti.

Benî Leys kabilesine mensup olan Mâlik bin Huveyris (r.a), kendisi gibi genç beş on kişiyle Peygamber Efendimiz'in yanına gitmiş ve Medine'de yirmi gün kalarak İslâm dinini öğrenmişlerdir. Kendisi şöyle der:
"Peygamber Efendimiz, pek merhametli ve şefkatli idi. Âilelerimizi özlediğimizi anlayınca geride kimleri bıraktığımızı sordu. Biz de söyledik. Bunun üzerine buyurdu ki:

"−Ehlinizin yanına dönünüz ve aralarında bulununuz. Onlara gerekli bilgileri öğretiniz, söylenecek şeyleri söyleyiniz." (Buhârî, Ezân, 18)

Bizans'ı yıkan, çağ açıp çağ kapayan Fâtih Sultan Mehmed Hân, İstanbul'u fethettiğinde 23 yaşında bir gençti. Yine Çanakkale'deki şehidleri ziyâret ettiğimizde yaşlarının hep 18 civârında olduğunu görürüz.
Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz'in beyanına göre, cennet ehli gençlik yaşında olacak ve hiç ihtiyarlamayacaklardır. (Müslim, Cennet, 22; Dârimî, Rikak, 104; Tirmizî, Cennet, 8)
İslâm'ın ilk yıllarında gençler Peygamber Efendimiz'e tâbî olup İslâm'a hizmet ederken; maalesef Ebû Leheb, Ebû Cehil, Hakem bin Ebi'l-As, Ukbe bin Ebî Muayt, Ümeyye bin Halef, Velid bin Muğîre ve As bin Vâil gibi kalpleri kararmış, günah bataklığına saplanmış ve sabit fikirli yaşlılar İslâm'a şiddetle karşı çıkmış, son nefeslerine kadar düşmanlıktan geri durmamışlardır. Son zamanlarda yapılan tesbitlere göre de, yaşı otuz beşin altın­da olanlar, yaşlılardan daha çok dine ilgi göstermekte, Allah'a, âhirete ve yeni­den dirilişe inanmaktadırlar. Bugün Avrupa'da gençler İslâm'ı daha kolay kabul ederken yaşı ilerlemiş olanlar bunda zorlanmaktadırlar. (Ahmet Böken, Ayhan Eryiğit, Yeni Hayatlar, I-II, İzmir 2005)
Tüm bunlar, gençlerin yeni fikirlere açık olduğunu göstermektedir. Kalpleri küfür, şirk ve günahlarla kirlenip katılaşmadığı için gönüllerini fıtratlarında var olan İslâm îtikâdına açıvermeleri son derece kolaydır. Bu itibarla gençlerin imanla yetiştirilmesi İslâm'ın geleceği açısından hayatî bir ehemmiyet arz etmektedir.

O hâlde gençlik devresini ve gençleri iyi değerlendirmelidir.

Rasûlullah (s.a.v) Medîne'ye geldiğinde 10 yaşındaki Enes'i hizmetine kabul etti ve vefâtına kadar on sene ona bir arkadaş gibi davrandı. Mekke'yi fethettiğinde 20 yaşındaki Attâb bin Esîd'i oraya vâli tâyin etmişti. Hz. Ali'yi, Muâz bin Cebel'i henüz 21 yaşlarında iken, Yemen'e kadı ve öğretmen olarak göndermişti. Vefâtına yakın günlerde, 18 yaşında bir delikanlı olan Üsâme bin Zeyd'i, içinde sahabenin büyüklerinin de bulunduğu bir orduya başkumandan tayin etmişti.

Murat Kaya

Muhammed İkbâl şöyle der: "Ey basîretli insan, bir milletin sermayesi para, gümüş, kumaş, altın değildir. Onun asıl malı ve sermayesi sıhhatli, dinç ve kudretli dimağa sahip, çok çalışkan, cevval ve çevik evlatlarıdır."

Gençlik devresi; insan hayatının en mühim, en hassas ve en problemli dönemidir. Zira gençler; fizîkî ve rûhî yönleriyle; eğitim, öğretim, edep, ahlâk, kültür ve alışkanlıkları bakımından devamlı gelişir, değişir ve tesir altında kalırlar. İstikbal adına ne kazanacaklarsa daha çok bu devrede elde ederler. Kimliklerini, karakter ve şahsiyetlerini bu dönemde oluşturur, iyi veya kötü alışkanlıkları, faydalı veya zararlı bilgileri bu devrede edinirler. Maceraya yatkın ve telkinlere açıktırlar.

Rasûlullah (s.a.v), İslâm'ın yaşanmasında, yayılmasında ve İslâm toplumunun teşekkülünde gençlere çok mühim vazifeler vermiştir. Yerleştirdiği esaslar sayesinde, İslâm gençliği öyle bir seviye ve kıvama gelmiştir ki, ilim, cesâret, güven, takvâ gibi yönlerden âdeta birbirleriyle yarışır hâle gelmişlerdir. Rasûlullah (s.a.v) gençlere güvenmiş ve onlara inisiyatif vermiştir. Bunu birçok hâdiseden açıkça görmekteyiz. Meselâ, Medîne'ye geldiğinde 10 yaşındaki Enes'i hizmetine kabul etti ve vefâtına kadar on sene ona bir arkadaş gibi davrandı. Mekke'yi fethettiğinde 20 yaşındaki Attâb bin Esîd'i oraya vâli tâyin etmişti. Hz. Ali'yi, Muâz bin Cebel'i henüz 21 yaşlarında iken, Yemen'e kadı ve öğretmen olarak göndermişti. Vefâtına yakın günlerde, 18 yaşında bir delikanlı olan Üsâme bin Zeyd'i, içinde sahabenin büyüklerinin de bulunduğu bir orduya başkumandan tayin etmişti.

Rasûlullah (s.a.v), gençlere ehemmiyet verir, onlarla çok yakından ilgilenir ve dillerinden çok iyi anlardı. Bu sebeple etrafındaki müslümanlar da umûmiyetle gençlerdi. (Bkz. Tablo) İslâm için mühim bir dönüm noktası sayılabilecek Akabe Bey'atlerine katılanlar da gençlerdi.

Müslüman olan gençlerin çoğu zengin ve itibarlı âilelerini terk ederek büyük çilelere katlanmış ve ne pahasına olursa olsun Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz'in yanında yer almışlardır. Meselâ Mus'ab bin Umeyr zengin bir âileye mensuptu. Gâyet düzgün giyinir ve en güzel kokuları sürünürdü. Bütün Mekke halkı ona hayrandı. İslâm'ı itirazsız kabul etti. İtibarlı bir kadın olan annesi, Mus'ab'ın müslüman oluşuna razı olmadı, onu eve hapsetti. Mus'ab bir yolunu bulup evden kaçtı ve Habeşistan'a hicret etti. Uhud'da şehit olduğunda naaşının üzerine örtülecek kısa bir gömleğinden başka hiç bir şey bulunamadı. Başı örtülünce ayakları açılmış, ayakları örtülünce başı açık kalmıştı. (Buhârî, Cenâiz, 27)

Sa'd bin Ebî Vakkas (r.a), annesine karşı son derece itaatkâr bir evlât idi. İslâm'a girdiği zaman annesi:

"–Ey Sa'd! Sen ne yaptın? Eğer, bu yeni dîni terk etmezsen, yemin olsun ki, ben yemem, içmem, nihâyet ölürüm. Sen de benim yüzümden «Hey anasının kâtili!» diye kötü bir isimle çağrılırsın!" dedi. Sa'd (r.a):

"–Yapma anneciğim, ben bu dîni hiçbir şey için terk edemem!" deyince, anası iki gün, iki gece yemedi ve iyice kuvvetten düştü. Bunu gören Hz. Sa'd:

"–Anneciğim! Vallâhi yüz canın olsa da hepsi birer birer çıksa, ben bu dîni hiçbir şey için terk edemem, bunu böyle bilesin!.." dedi. Oğlunun kararlılığını anlayan annesi de inadı bırakıp yemeye başladı. (Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, 43-44; İbn-i Esîr, Üsdü'l-Gâbe, II, 368)

Genç yaşında müslüman olan Talha bin Ubeydullah, annesinin kendisine işkence yapmasına rağmen imanında sebat etti. (İbn İshak, s. 125)

Allah Rasûlü'nün, "Her peygamberin bir yardımcısı vardır. Benim yardımcım da Zübeyir bin Avvâm'dır" buyurduğu Zübeyir (r.a), 12 yaşında müslüman olunca, amcası ona işkence yaptı. (Buhârî, Fedâilü's-Sahabe, 13; İbn Hacer, I, 545)

Azılı İslâm düşmanı olan ve Kur'an'da yerilen Velid bin Muğîre'nin oğlu Hâlid bin Velid, Amr bin Âs ve Osman bin Talha, Hudeybiye Musâlahası sonrası müslüman olmuştu.

Medine'de de İslâm'a ve müslümanlara kol kanat gerenler yine gençler olmuştu. Amr bin Cemûh'un oğlu Muâz, babasını müslüman yapıncaya kadar genç arkadaşlarıyla birlikte neler çekmişti. Medine'nin ileri gelenlerinden Fâsık Ebû Amir, İslâm'dan yüz çevirirken oğlu Hanzala müslüman olmuş ve Uhud'da şehit düşmüştü. Münafıkların reisi Abdullah bin Übey'in oğlu Abdullah samimi bir müslüman idi. Es'ad b Zürare, Ukbe bin Âmir ve Avf bin Hâris de genç müslümanlardandı ve İslâm'a en büyük hizmeti onlar yapmıştı.
İyi bir Kur'ân ve Sünnet eğitimi alan ve kendilerine "kurrâ" denilen Ashâb-ı Suffe, gençlerden teşekkül ediyordu ve bunların sayısı 70 ile 400 arasında değişiyordu.

İslâm'ın esas kaynakları olan Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye'ye en çok hizmet edenler de gençlerdi. Kur'ân'ı anlamamıza yardım eden tefsir rivâyetlerini nakleden ve en çok hadis rivayet eden sahâbîler hep gençti. Rasûlullah (s.a.v) Medine'ye hicret ettiğinde, Zeyd bin Sâbit (r.a) 11 yaşında bir yetimdi. Çocukken on yedi sûre ezberlemişti. "Ben de Bedir Gazvesi'ne katılacağım" diye Efendimiz'in huzuruna geldi. Allah Rasûlü (s.a.v) on üç yaşındaki bu çocuğun savaşa katılmasına izin vermedi.

Büyük âlim ve en çok hadis rivâyet eden 2. sahâbî Abdullah bin Ömer (r.a), babası Hz. Ömer'le birlikte müslüman oldu ve onunla birlikte hicret etti. 13 yaşlarında iken Uhud Savaşı'na katılmak istedi; fakat Allah Rasûlü (s.a.v) onun henüz çok genç olduğunu söyleyerek buna izin vermedi.

Yine büyük İslâm âlimi ve en çok hadis rivâyet eden sahâbîlerden Abdullah bin Abbâs (r.a), Efendimiz'in vefatında henüz 13 yaşında idi.

En çok hadis rivâyet eden sahâbîlerden Câbir bin Abdullah (r.a), İkinci Akabe bey'atına katılan 70 kişilik heyetin en genciydi ve 15 yaşlarındaydı.

Peygamber Efendimiz onun odasında vefat ettiğinde Hz. Âişe vâlidemiz henüz 18 yaşındaydı. Ancak o da en çok hadis rivâyet eden sahâbîlerdendi ve âlimlerin bilemedikleri hususlarda müracaat kaynağıydı.
Abdullah bin Zübeyr (r.a) 7 veya 8 yaşlarında iken babası Zübeyr'in yanında gelip Peygamber Efendimiz'e bey'at etmişti.

Benî Leys kabilesine mensup olan Mâlik bin Huveyris (r.a), kendisi gibi genç beş on kişiyle Peygamber Efendimiz'in yanına gitmiş ve Medine'de yirmi gün kalarak İslâm dinini öğrenmişlerdir. Kendisi şöyle der:
"Peygamber Efendimiz, pek merhametli ve şefkatli idi. Âilelerimizi özlediğimizi anlayınca geride kimleri bıraktığımızı sordu. Biz de söyledik. Bunun üzerine buyurdu ki:

"−Ehlinizin yanına dönünüz ve aralarında bulununuz. Onlara gerekli bilgileri öğretiniz, söylenecek şeyleri söyleyiniz." (Buhârî, Ezân, 18)

Bizans'ı yıkan, çağ açıp çağ kapayan Fâtih Sultan Mehmed Hân, İstanbul'u fethettiğinde 23 yaşında bir gençti. Yine Çanakkale'deki şehidleri ziyâret ettiğimizde yaşlarının hep 18 civârında olduğunu görürüz.
Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz'in beyanına göre, cennet ehli gençlik yaşında olacak ve hiç ihtiyarlamayacaklardır. (Müslim, Cennet, 22; Dârimî, Rikak, 104; Tirmizî, Cennet, 8)
İslâm'ın ilk yıllarında gençler Peygamber Efendimiz'e tâbî olup İslâm'a hizmet ederken; maalesef Ebû Leheb, Ebû Cehil, Hakem bin Ebi'l-As, Ukbe bin Ebî Muayt, Ümeyye bin Halef, Velid bin Muğîre ve As bin Vâil gibi kalpleri kararmış, günah bataklığına saplanmış ve sabit fikirli yaşlılar İslâm'a şiddetle karşı çıkmış, son nefeslerine kadar düşmanlıktan geri durmamışlardır. Son zamanlarda yapılan tesbitlere göre de, yaşı otuz beşin altın­da olanlar, yaşlılardan daha çok dine ilgi göstermekte, Allah'a, âhirete ve yeni­den dirilişe inanmaktadırlar. Bugün Avrupa'da gençler İslâm'ı daha kolay kabul ederken yaşı ilerlemiş olanlar bunda zorlanmaktadırlar. (Ahmet Böken, Ayhan Eryiğit, Yeni Hayatlar, I-II, İzmir 2005)
Tüm bunlar, gençlerin yeni fikirlere açık olduğunu göstermektedir. Kalpleri küfür, şirk ve günahlarla kirlenip katılaşmadığı için gönüllerini fıtratlarında var olan İslâm îtikâdına açıvermeleri son derece kolaydır. Bu itibarla gençlerin imanla yetiştirilmesi İslâm'ın geleceği açısından hayatî bir ehemmiyet arz etmektedir.

O hâlde gençlik devresini ve gençleri iyi değerlendirmelidir.

GuLuZ
04-18-2008, 03:13 PM
Emegine saglik canim Guzel konuya deginmissin ..
Ama konuyu Peygamberler bolumune tasidim Bilgin olsun : )